|
01 - HAZRET-İ EBÛ BEKR
(Radıyallahü Anh)
HAZRETİ ÖMER AĞLIYOR
İntikâl
buyurunca, Resûl dâr-ı bekâya,
Sahâbe, "seçim"
için, geldiler bir araya.
İttifak etmesiyle, sahâbenin topyekün,
Hazret-i "Ebû
Bekir", Halîfe oldu o gün.
Çıkıp hutbe okudu sahâbe-i kirâma.
Buyurdu ki:
(Halîfe seçtiniz beni, ama,
Şunu
belirteyim ki, değilim en iyiniz.
Girdim bir
yük altına, beni kabûl ediniz.)
Kalktı
Hazret-i Alî, müsâde isteyerek.
Dedi:
(Ne haddimize, seni kabûl etmemek.
Resûl, seni namâzda geçirdi ileriye.
Kimde cüret
vardır ki, çekiversin geriye?)
Hazret-i Ebû
Bekir, yapıyorken hilâfet,
Yapardı bir
yandan da, geçim için ticâret.
Sahâbe dediler ki: (Yâ emîr-el
mü'minîn!
Sen ticâret
yapma ki, emîrisin milletin.
Maaş tâyin edelim, sana biz beytülmâldan.
Hep devlet
işleriyle iştigâl et durmadan.)
Ücret tâyin
ettiler, “İki dirhem” yevmiye.
Lâkin kabûl
etmedi, bu ücret "fazla" diye.
“Bir dirhem, iki dank”a, indirdiler ücreti.
O zaman kabûl
edip, bıraktı ticâreti.
Her günkü ücretini, atardı bir testiye.
Sağlardı
geçimini, husûsî servetiyle.
Vefâtı yaklaşınca, Hazret-i Âişe'yi,
Çağırıp,
döküverdi önüne o testiyi.
Buyurdu ki: (Ey kızım, gördüğün bu
paralar,
Beytülmâldan
aldığım ücretti bir aralar.
Ölürsem, bu testiyi, götürüp ver Ömer'e.
Dağıtsın
tamâmını bilcümle fakîrlere.)
Hazret-i Ebû
Bekir, vaktâ ki etti vefât.
Ömer ibnil
Hattâb'a, sahâbe etti bîat.
O testiyi götürüp, Âişe hazretleri,
Halîfenin
önüne döktü o dirhemleri.
Vasıyyeti söyleyip kendisine o ara,
Dedi: (Dağıt
bunları, fakîr müslümânlara.)
Ağladı Ömer
Fârûk, dedi: (Yâ Ebâ Bekir!
Senin
gittiğin yoldan, hangi fert gidebilir?
Bize, çok ağır bir yük bırakıp, vedâ ettin.
Bizi pek
şaşırtıyor senin bu hasletlerin.)
Yine Resûl-i
ekrem, edince Hakka vuslat,
Hazret-i Ebû
Bekir, eriyordu her sâat.
Âişe vâlidemiz, sordu ki pederine:
(Bu
zaîflemenizin, acabâ sebebi ne?)
Buyurdu ki:
(Ey kızım, firâkıyle Resûl'ün,
Üzülüp,
kederimden eriyorum gün be gün.
Hiç dayanamıyorum, onun ayrılığına.
Resûl'ün bu
firâkı, çok ağır geldi bana.)
|