|
01 - HAZRET-İ EBÛ BEKR
(Radıyallahü Anh)
EY
CİBRÎL, ÇABUK YETİŞ !
Cebrâil'e
sordu ki, o Resûl-i müctebâ:
(Ümmetimin hepsine suâl var mı acabâ?)
Dedi ki:
(Evet vardır, sırf "Ebû Bekir" hâriç.
Ümmetinin
içinde, suâl olmaz ona hiç.
Ona, mahşer
gününde, denir: “Yâ Ebâ Bekir!
Hesâba
çekilmeden, sen buyur, Cennete gir.”
O der ki:
“Beni seven müslümânlar da, tek tek,
Cennete
girmeyince, istemem ben de girmek.”)
Birgün
de, Resûlullah Efendimize diye,
Birisi, "gümüş
yüzük" getirmişti hediye.
Peygamber
Efendimiz, onu kabûl ettiler.
Ve hemen o
yüzüğü, Ebû Bekr'e verdiler.
Dediler:
(Götür bunu, kuyumcunun birine,
“Lâ ilâhe
illallah” nakşetsin üzerine.)
Hazret-i Ebû
Bekir, onu Resûlullahtan,
Alıp, bir
kuyumcuya götürdü hemen o an.
Dedi: (Yaz bu
yüzüğe, “Lâ ilâhe illallah”.
İlâve et
yanına: “Muhammed Resûlullah.”)
Hâlbuki
Resûlullah böyle emretmemişti.
İkinciyi, kendisi ilâve ettirmişti.
Hazret-i Ebû
Bekr'in, dediği gibi aynen,
Kuyumcu, "iki
ismi" yüzüğe yazdı hemen.
Sıddîk
yüzüğü alıp, götürürken Resûl'e,
Hak teâlâ bir
hitâb buyurdu Cebrâil'e:
(Çabuk git,
Habîbimin yüzüğüne, sen dahî,
"Ebû Bekir"
ismini yazıver bizâtihî.
O, benim adım
ile, Habîbimin adını,
Mâdem uygun
görmedi, ayrı olmalarını.
Ben de uygun
görmedim, ayrılsın birbirinden.
Peygamberim'in ismi, Sıddîkım'ın
isminden.)
Hazret-i Ebû
Bekir, Resûl'e giderken tam,
Bir anda indi
yere, Cibrîl aleyhisselâm.
Elindeki
yüzüğe, olmadan hiç haberi,
“Ebû Bekir”
ismini yazdı ve döndü geri.
Sıddîk
geldi nihâyet, o Resûl'ün evine.
Teslim etti
yüzüğü, bizzât kendilerine.
Ve lâkin o
yüzüğe bakınca Fahr-i âlem,
Gördü, Ebû
Bekr'in de ismini yüzükte hem.
Hemen suâl
etti ki ona: (Yâ Ebâ Bekir!
Yüzükte,
senin dahî ismin var, sebep nedir?)
Hazret-i Ebû
Bekir, utandı, etti hicâb.
Bu husûsta,
Resûl'e veremedi bir cevâb.
O an yine
Cebrâil, emirle indi yere.
Allahın
selâmını iletti Peygambere.
Dedi:
(Ey insanların, cinlerin Peygamberi!
Kendisinin
isminden, Sıddîk'ın yok haberi.
O, yolda
gelir iken, Rabbimizin emriyle,
Ebû Bekr'in ismini, ben yazdım o yüzüğe.)
|