|
01 - HAZRET-İ EBÛ BEKR
(Radıyallahü Anh)
MAĞARADA
CENNET SUYU
Peygamber
Efendimiz, "Sıddîk" ile böylece,
Mağarada kaldılar, üç gündüz ve üç gece.
Sıddîk
harâretlenip arzûladı "Serin su".
Ve hemen arz edince, Resûl'e bu husûsu.
Buyurdu:
(Yâ Ebâ Bekr, çıkıver dışarıya.
Bir ırmak görürsün ki, iç ondan doyasıya.)
Sıddîk
emre uyarak, dışarı çıktı hemen.
Bir "ırmak"
görüverdi orada hakîkaten.
"Bal"dan
tatlı "kar"dan ak, "misk"ten güzel kokardı.
Mağaranın
önünde, gürül gürül akardı.
İçti Sıddîk-ı
ekber, o "Su"dan doya doya.
Döndü ferahlanarak, tekrâr o mağaraya.
Dedi: (Yâ
Resûlallah, dağ başında bu ırmak,
Nasıl böyle akar ki, ederim bunu merak.)
Buyurdu:
(Harâretten, vaktâ ki yandı için.
Hak teâlâ yarattı bu suyu senin için.)
Hazret-i Ebû
Bekir sevindi gâyet buna.
Dedi ki: (Anam babam, fedâ olsun yoluna.
Hak teâlâ
katında, acabâ bu günâhkâr,
Ebû Bekr'in kıymeti, var mıdır ki bu kadar,
Bu güzel,
serin suyu, Mekke'nin bir dağında,
Akıttı benim
için, misk-ü anber tadında?)
Cevâben
buyurdu ki: (Evet yâ Ebâ Bekir!
Hak katında kıymetin, daha da ziyâdedir.)
Hazret-i Ebû
Bekir, yine o mağarada,
Bir "kuşcağız"
gördü ki, dururdu hep tavanda.
Ne yer, ne de
içerdi, dururdu aynı minvâl.
Çok tuhafına gitti, ondaki bu garip hâl.
Düşündü ki:
"Bir cânlı, nasıl yaşar yemeden?"
O esnâda
Cebrâil oraya geldi hemen.
Resûl
vâsıtasıyla buyuruldu ki ona:
(Merak
ettiğin şeyi, suâl et o hayvana.)
Hazret-i Ebû
Bekir, etti ki kuşa suâl:
(Ne yer, ne
de içersin, nedir bu sendeki hâl?)
O zaman kuş
söyledi, sırrını Ebû Bekr'e.
Dedi ki: (Bu
esrârı. size derim ilk kere.
Yarattı Hak
teâlâ. bin yıl önce beni hem.
Sâdece "iki
söz"dür, benim yemem ve içmem.
Acıkınca,
birini söylerim, doyar karnım.
Susayıp,
öbürünü söyleyince kanarım.)
Buyurdu:
(Ey kuşcağız, bu ne acâyip şeydir.
Seni böyle
doyuran, kandıran sözler nedir?)
Dedi ki: (Hak
teâlâ, herşeye kâdir elbet.
O, her türlü
doyurur, O'nundur güç ve kuvvet.
Doyurur beni
dahî, "iki kelime" ile.
Bunlar dahî
bâhusûs, ilgilidir seninle.
Sana buğz
edenlere lânet eder, doyarım.
Seni çok sevenlere duâ eder, kanarım.)
|