|
01 - HAZRET-İ EBÛ BEKR
(Radıyallahü Anh)
O DEDİYSE,
DOĞRUDUR
Adı
“Abdullah” olup, künyesi “Ebû
Bekir”.
Hazret-i
Peygamberin yâr ve sevgilisidir.
“Abdülkâbe”
idi ki önceleri adı hem.
Bu ismi,
“Abdullah”a çevirdi Fahr-i âlem.
Lakab-ı
şerîfinden bir tânesi “Atîk”tir.
Mânâsı,
"Cehennemden âzâd olmuş" demektir.
Zîrâ Resûl-i
ekrem, bakıp onun yüzüne,
Buyurdu ki:
(Bu girmez, Cehennem ateşine.)
Biri dahî
“Sıddîk”tır onun isimlerinden.
Yâni çıkmaz
yalan söz, aslâ onun dilinden.
Mîrâc'dan
döndüğünde nitekim Resûlullah,
Anlattı
mîrâcını kâfirlere o sabah.
Ve lâkin
inanmayıp, hep ettiler îtirâz.
Dediler ki:
(Bir anda, göklere gitmek olmaz.)
Sonra
inâtlarından toplandılar bir yere.
Dediler:
(Söyliyelim bunu biz Ebû Bekr'e.
Bakalım bu
habere, ne söyler Ebû Bekir?
Zîrâ o,
tecrübeli ve akıllı kimsedir.)
“O
da inanmaz” diye, bir ümitle geldiler.
Kapıya
çıktığında, ona şöyle dediler:
(Yâ Ebâ Bekr,
sen söyle, Mekke'den Kudüs'e dek,
Ne kadar
zaman alır, bir defâ gidip gelmek?)
Dedi ki: (Birkaç
defâ o yolda ettim sefer.
Çok iyi
biliyorum, bir aydan fazla sürer.)
Kâfirler
sevinerek, dediler ki: (Doğrudur.
Tecrübeli
adamın cevâbı böyle olur.)
Gülerek,
sevinerek, hem de alay ederek,
Onu,
kendilerinin fikrinde zannederek,
Dediler:
(Senin dostun, diyor ki, “Ben bu gece,
Göklere
gittim geldim”, o sapıttı iyice.)
Hazret-i Ebû
Bekir, o Resûl'ün adını,
İşitince,
onlara verdi şu cevâbını:
(Eğer o
söylediyse, evet gidip gelmiştir.
Zîrâ o,
ömründe hiç yalan söylememiştir!)
Kâfirler, bu
cevâbı alıp dona kaldılar.
Önlerine
bakarak, oradan ayrıldılar.
Hazret-i Ebû
Bekir, giyinip çıktı evden.
Peygamber-i
zîşânın yanına gitti hemen.
Kalabalık içinde, yüksek bir sedâ ile,
Fikrini, şu
şekilde arz eyledi Resûl'e:
(Mîrâcınız
mübârek olsun yâ Resûlallah!
Malım, canım,
her şeyim fedâdır sana Vallah.
Sonsuz hamd ve şükürler olsun ki Rabbimize,
Her şeyden
habersizken, tanıttı seni bize.)
Yâ resûlallah,
senin, doğrudur her kelâmın.
İnandım
mîrâcına, fedâdır sana cânım!)
Mîrâca
inanınca böyle cân-ü gönülden,
"Sıddîk"
lakabı ile şereflendi o günden.
|