|
28 - ÎSÂ ALEYHİSSELÂM
SÂM bin
NÛH'UN DİRİLMESİ
Bir gün Îsâ
Nebî'ye gelerek havârîler,
Dediler: (Ey
Rûhullah, gönlümüz şunu diler.
Nûh'un
gemisindeki insanlardan bir kimse,
Dirilip, o
gemiden mâlûmât verse bize.)
Îsâ
aleyhisselâm biraz ileri vardı.
Bir duvarın
dibinden, bir avuç "Toprak" aldı.
Buyurdu ki: (Bu
toprak, Nûh'un evlâdı olan,
Sâm'ın
toprağıdır ki, dinleyin bunu ondan.)
Duâ edip, o
yere vurarak asâsıyle,
Buyurdu ki: (Diril
kalk, Hakk'ın müsâdesiyle.)
Birden bire
orası, yarılıp açılarak,
Çıktı o,
saçlarından toprakları saçarak.
Ve lâkin çok
ihtiyâr, çökmüş görünüyordu.
Saçı başı
ağarmış ve bitkin duruyordu.
Îsâ Nebî
sordu ki: (Vefât eylediğinde,
Yine bu hâlde
miydin kabire girdiğinde?)
Dedi: (Hayır,
"Genç" idim, şimdi ihtiyârladım.
Zîrâ senin
sesinle, "Kıyâmet koptu" sandım.
Kıyâmetin
şiddet ve dehşeti, beni öyle,
Korkuttu ki,
bir anda "Kocadım" işte böyle.)
Buyurdu ki: (Geminin
hâlinden söyle biraz.)
Dedi ki: (Ey
Rûhullah, pekâlâ, edeyim arz.
Onun boyu
altıyüz, eni üçyüz metreydi.
Birbirinden
müstakil ve üç kat üzereydi.
Birisinde
hayvanlar, birinde vardı kuşlar.
Üçüncü katta
ise, vardı yalnız insanlar.)
Buyurdu ki: (Dön
şimdi yine eski hâline.)
O, tekrâr
vefât edip giriverdi kabrine.
Bir gün de "Îsâ
Nebî" bir yere gidiyordu.
Gördüğü
insanlara nasîhat ediyordu.
Yemenli
insanlara rastladı en nihâyet.
Konuşup,
onları da dînine etti dâvet.
Onlar, Îsâ
Nebî'den mûcize istediler.
(Bir ölüyü
diriltip, bize göster) dediler.
(Âd
oğlu Şeddâd diye bir hükümdârın kabri,
Şu tepe
üstündedir, diriltsen onu bâri.)
Îsâ
aleyhisselâm duâ etti ve hemen,
Dirilip
kalktı "Şeddâd", o karşıki tepeden.
Seslendi: (Ey
insanlar, ben bir hükümdâr idim.
"Bin sene"
ömür sürüp, "Bin kız" ile evlendim.
Vardı emrim
altında, "Bin kumandân", "bin vâli".
"Bin"
ayrı kasabanın mâlikiydim hem dahî.
Bir ordum var
idi ki, yoktu öyle savaşan.
Onunla, çok
düşmanı etmişimdir perîşân.
Bu mülk ve
saltanatım öyle idi ki hattâ,
Pek az
hükümdârlara nasîb olur hayâtta.
Lâkin şimdi
anladım, hepsi "Hiç"miş bunların.
Sakın siz,
benim gibi dünyâya aldanmayın.
Bu kadar
dünyâlığım, servetim varken, yine,
Sonunda ben
de ölüp, girdim kabir içine.
Bâri siz,
başınıza alın da aklınızı,
Boş yere
harcamayın ömr-ü hayâtınızı.
Bu "Ölüm",
var muhakkak ve gelecek herkese.
Dünyâda
ebediyyen kalmıyacak hiç kimse.
Allaha
ibâdete sarılın ki şimdi siz,
Yoksa, siz de
ölünce pişmânlık çekersiniz.)
İnsanlar onu
görüp, duymuşlardı bu sesi.
Hiç îtirâz
etmeden, îmâna geldi hepsi.
|