|
28 - ÎSÂ ALEYHİSSELÂM
HAZÎNE
NE İMİŞ?
"Îsâ
aleyhisselâm" bir yerden geçiyordu.
Bir kabrin
başucunda ağlıyan "kadın" gördü.
Niçin
ağladığını sorunca o kadına,
Dedi: (Kızım
öldü de, ağlarım şimdi buna.
Rabbime söz
verdim ki, "Buradan gitmiyeyim.
Ya bu kızım
dirilsin, yâhut ben de öleyim.")
Buyurdu ki: (Kızını
görürsen eğer şu an,
Ayrılıp gider
misin mezârının başından?)
Kadın "Evet"
deyince, kalkıp namâz kıldı ve,
Rabbine duâ
edip, yaklaştı o kabire.
Seslendi:
(Ey kızcağız, Rahmân ve Rahîm olan,
Allahın izni
ile, diril kalk mezârından.)
Kabir birden
yarılıp, çıktı o kız dışarı.
Lâkin
beyazlaşmıştı saç, kirpik ve kaşları.
Dedi: (Ben
zannettim ki, kıyâmet koptu şu an.
Beyazlaştı
saçlarım bu dehşet ve korkudan.
Anneciğim ne
olur, merhamet et de bana,
Ölümü, iki
defâ tattırma evlâdına.)
Bunları
söyliyerek, vefât etti tekrârdan.
Kadın sözünde
durup, ayrıldı o mezârdan.
Bir gün de
"Îsâ Nebî", havârîleri ile,
Seyâhat
ederlerken vardılar bir şehire.
Buyurdu: (Bu
şehirde, "Hazîne" vardır ki bir,
İçinizden
hanginiz onu bulup getirir?)
Dediler ki:
(Burası, bir yerdir ki acâyip,
Derhâl
öldürüyorlar kim gelse yolcu, garip.)
(Ben
gideyim) buyurup, Îsâ aleyhisselâm,
Bir hânenin
önünde durdu ve verdi selâm.
Bir yiğit
delikanlı, çıkarak karşısına,
Dedi: (Burya
girmene kim izin verdi sana?)
Buyurdu: (Misâfir
et beni sen, söz vereyim.
Hükümdârın
kızıyla seni evlendireyim.)
Delikanlı
düşündü: "Bu iş olmaz hayâtta".
Dedi: (Sen ya
delisin, Îsâ'sın veyâhut da.)
Îsâ
aleyhisselâm çıkarmadı sesini.
Ve hemen
hükümdâra gönderdi kendisini.
Buyurdu ki:
(Git iste, lâkin "Olmaz" diyecek.
Senden, çuval
dolusu "Mücevher" isteyecek.
Sen onun
teklîfini kabûl eyle ve de ki:
"Hepsini
getiririm, ver kızını yeter ki.")
O gidip,
hükümdârın kızını istedi ve,
Bu teklîfi
alarak, döndü ve geldi eve.
Îsâ
aleyhisselâm bir "Mûcize" eseri,
Verdi çuval
dolusu inci mücevherleri.
Genç, bunları
götürüp, aldı onun kızını.
Gelip Îsâ
Nebî'ye sordu şunun sırrını.
Dedi ki: (Ey
Rûhullah, sen bu mertebedesin.
Lâkin niçin
bu kadar fakîrlik üzeresin?)
Buyurdu: (Ben
Rabbimi koymuşum ki kalbime,
Bu yalancı
dünyânın malı mülkü neyime?
Beni öyle
sarmış ki Rabbimin muhabbeti,
Yanında, bu
dünyânın nedir ehemmiyyeti?)
O genç vedâ
ederek evine ve eşine,
Bir şevk ve
iştiyâkla düştü onun peşine.
Havârîler,
merakla geçirmişken geceyi,
"Îsâ Nebî"
gelerek, takdîm etti o genci.
Buyurdu: (Hazîne'den
bahsetmiştim gidişte.
O hazîne bu
idi, getirdim onu işte.)
|