|
27 - HAZRETİ MERYEM
KUDÜS'TEN HİCRETİ
"Cebrâil"
bu müjdeyi ona verdi ve hemen,
Yakasına
üfürüp, çıkıp gitti o yerden.
"Meryem", Hak
teâlânın emri ve kudretiyle,
Hâmil oldu "hazreti
Îsâ"ya böylelikle.
Bir anne
namzedinde görülen hâller, aynen,
Görüldü onda
dahî o andan îtibâren.
Onbeş yaşında
idi, bu vâki olduğunda.
"Yûsüf-i
Neccâr" ile nişânlıydı o anda.
"Meryem"in bu
hâlini, daha önce herkesten,
Nişânlısı
farkedip, çok şaşırdı hayretten.
Zîrâ kat'î
olarak bilirdi ki o dahî,
Dünyâda,
ondan daha "İffetli" yoktu biri.
Günâh
işlemesine ihtimâl vermiyordu.
Lâkin bu
hâlini de îzâh edemiyordu.
Bu endîşe,
gitgide çok büyüdü içinde.
Aklı gidecek
hâle geldi netîcesinde.
En son
dayanamayıp, bularak bir yolunu,
Ve "hazreti
Meryem"e suâl etti o bunu.
Dedi: (Sende,
annelik hâlleri görüyorum.
Lâkin bu
nasıl oldu, aslâ çözemiyorum.
Ey Meryem,
söyler misin bana sen şunu yalnız,
Çocuk
gelebilir mi dünyâya hiç babasız?)
Cevâbında
dedi ki: (Elbette gelebilir.
Zîrâ cenâb-ı
Allah külli şeye kâdirdir.
Bilmez misin
hazreti Âdem'le Havvâ'yı da,
Anasız ve
babasız yarattı Hak teâlâ.)
O bunu
işitince, oldu teskîn ve râhat.
Onun
temizliğine getirdi tam kanâat.
Ve lâkin
yehûdîler, başladı bu sefer de.
Bunun
dedikodusu yapılırdı her yerde.
Hiç akla
gelmiyecek, ağza alınmıyacak,
İftirâlar
ettiler, sabrederdi o ancak.
O "hazreti
Meryem" ki, iffet ile hayâ'nın,
Zirvesinde
bulunan çok şerefli bir hanım.
Hakkında
söylenenler, üzdü onu be gâyet.
Başka yere
hicreti düşündü en nihâyet.
Kudüs'ün
güneyinde ve bir dağın ardında,
Bir kasaba
vardı ki, hem "Beyt-i Lahm" adında,
Tenhâ ve
sâkin olup, tam aradığı yerdi.
Kudüs'ten
ayrılarak, buraya hicret etti.
Gözden uzak
bu yere geldiyse de o fakat,
Mâlesef
olamadı yine teskîn ve râhat.
Hakkında
söylenilen o dedikoduları,
Düşündükçe,
artardı dert ve sıkıntıları.
Lâkin
biliyordu ki, bu üzüntü ve dertler,
Allahın
takdîriyle vukûa gelmekteler.
Çâresizlik
içinde, "Sabr"a bel bağlıyordu.
Çoğu gün,
üzüntüyle oturup ağlıyordu.
Bir gün
geziniyorken o yerin bahçesinde,
"Doğum"
alâmetleri belirdi kendisinde.
Yakınında
vardı bir kuru "Hurma ağacı".
Oraya
vardığında, arttı ağrı ve acı.
Mecbûren bu
ağaca gelip yaslanıverdi.
Çok büyük bir
sıkıntı ve darlık içindeydi.
Dedi ki:
(Ne olaydı, dünyâya gelmiyeydim.
Ve keşke
öleydim de, bunları görmiyeydim.)
O, ağaca
yaslanmış, söylenirken böyle tam,
Teşrîf etti
dünyâya "Îsâ aleyhisselâm".
|