|
22 - SÜLEYMÂN
ALEYHİSSELÂM
VEFÂTI
"Süleymân Peygamber"
ki, hükmederken dünyâya,
Allah’tan utanarak,
ederdi O'ndan hayâ.
Zâten onun, Rabbinden,
bu mülk ve saltanatı,
Talep etmesindeki
yegâne, tek maksadı,
"Dînini daha kolay
yaymak"tı insanlara.
Ve kabûl ettirmekti,
kendisini onlara.
Bir "Mûcize" olarak
istemişti o mülkü.
İnsanlar, saltanata
kıymet verirdi çünkü.
Bu kadar dünyâlığa sâhip
iken, o yine,
Alçak gönüllülüğü, şiar
etti kendine.
Dâimâ Hakk'a karşı,
bildi âcizliğini.
Durmadan cihâd edip,
teblîğ etti dînini.
Hem öyle adâletle
hükmetti ki kırk sene,
Dünyâ meliklerini hayrân
etti kendine.
Bu kadar çokken onun,
mülkü ve saltanatı,
Bu nisbette çok idi,
ibâdet ve tâ’atı.
Girip kendi yaptığı, o "mescid-i
Aksâ"ya,
Hep ibâdet yapardı,
Allahü teâlâya.
Ve hattâ bir iki ay,
çıkmazdı dışarı pek.
Yemek için, yanına,
alırdı biraz ekmek.
Her sabah, mihrâbında,
biter idi bir fidan.
Sorardı o fidana:
(Neyedir senin faydan?)
Her fidan söyler idi,
ona önce adını.
Sonra da arz ederdi,
neye yaradığını.
Bir gün “Keçi boynuzu”
mihrâpta gördü birden.
Ona dahî sordu ki:
(Senin nedir fâiden?)
O şöyle cevap verdi,
Süleymân Peygambere:
(Ben, senin mescidini
geldim harâb etmeye.)
Dedi: (Ben hayâttayken,
mescidim olmaz harâb.)
Vefât edeceğini anlayıp
dedi:
(Yâ Râb!
Ecelim yakın ise,
öleceksem ben şâyet,
Gizle bu cinnîlerden
öldüğümü bir müddet.
Böylelikle insanlar,
anlasınlar ki iyi,
Aslâ bilmez cinnîler,
olacak hâdiseyi.)
Sonra, yine mihrapta,
dayanıp Asâ'sına,
Devâm etti her günkü
namâzın edâsına.
İşte bu vaziyette
kılarken namâzını,
Melek-ül mevt
gelerek, alıverdi
canını.
İbâdet eylediği mescid-i
Aksâ’nın da,
Birer delik var idi,
önüyle arkasında.
Cinler, bu deliklerden
tâkip edip hep onu,
Görürlerdi devâmlı
"Ayakta" durduğunu,
Sandılar ki,
“Ayakta namâz kılıyor
yine”.
Vâkıf olamadılar işin
hakîkatine.
“Hayâtta”
zannederek, Süleymân
Peygamberi,
Aynen yapıyorlardı ağır
ve zor işleri.
Aradan uzunca bir zaman
geçti bu minvâl.
Hattâ gariplerine
gitmiyordu işbu hâl.
Zîrâ o, önceden de
dışarı çıkmazdı pek.
Hep ibâdet yapardı,
sabahtan akşama dek.
Sonra bir “Ağaç kurdu”,
Asâ’yı kemirince,
Süleymân Peygamber de
yere düştü böylece.
Yere düşmüş görünce,
mübârek bedenini,
O zaman anladılar vefât
eylediğini.
Cinnîler,
insanlara derdi ki o
devirde:
(Biz biliriz, her ne ki
olacaksa ilerde.)
Bu hâdiseden sonra,
kesildi hep sesleri.
Zîrâ çıktı ortaya, yalan
söyledikleri. |