|
21 - DÂVUD ALEYHİSSELÂM
SESİ ÇOK GÜZELDİ
"Dâvud aleyhisselâm"
merak edip gâyetle,
Sık sık dolaşıyordu
tebdîl-i kıyâfetle.
Zîrâ o, şu husûsu bilmek
isterdi ki hep,
“Milleti idârede kusûrum
var mı acep?”
"Kendisinin hakkında,
milletteki kanâat,
Acabâ nasıl?" diye,
yapardı istihbârât.
Bu maksatla gezerken,
bir gün memleketinde,
Karşısına, bir "melek"
çıktı insan şeklinde.
Hazreti "Cebrâil"di
rastladığı o melek.
Yaklaşıp sordu ona,
teb’adan zan ederek.
Dedi: (Nasıl milletin
şimdi râhat, huzûru?
Dâvud’un,
idârede sence var mı
kusûru?)
Cibrîl dedi:
(İyidir, kusûru yoktur,
ancak,
Onda bir haslet olsa,
daha iyi olacak.)
(O haslet nedir?) diye
sordu Dâvud Peygamber.
dedi ki:
(Beytülmaldan geçinirmiş
o meğer.
Halbuki bir kimsenin,
elinin emeğiyle,
Yemesi, kıyâslanmaz aslâ
diğerleriyle.)
Dâvud
Nebî, Rabbinden niyâz
etti: (İlâhî!
Elimin emeğiyle geçim
ver bana dahî.)
Ona, "Demirciliği"
öğretti Hak teâlâ.
Geçimi, eskisinden oldu
iyi ve âlâ.
Ramazân-ı şerîfte geldi
Cibrîl bir sene.
Ve "Zebûr-u şerîf"i
getirdi kendisine.
Sesi, öyle yanık ve
te'sîrliydi ki onun,
Böyle güzel değildi
sedâsı hiçbir kulun.
Sâdece "Resûlullah"
müstesnâ idi bundan.
Zîrâ O, her Nebîden
üstündü her bakımdan.
Kim "hazreti Dâvud"un
işitseydi sesini,
Hayrân ve şaşkın olup,
kaybederdi kendini.
O, "Zebûr"
okumaya başlasaydı ne
zaman,
Halka halka dizilip,
dinlerdi ins ve hayvan.
Önce din âlimleri, sonra
diğer mü’minler,
Onların arkasına saf
olurdu cinnîler.
Sonra, ehlî ve vahşî
hayvânâtın cümlesi,
Toplanıp, huşû ile
dinlerlerdi bu sesi.
O anda bütün kuşlar,
üstlerine gelerek,
Gölgelik ederlerdi,
hepsi kanat gererek.
"Dâvud aleyhisselâm"
evden çıktığı zaman,
Evinin kapısını kitlerdi
muntazaman.
Yine bir gün, evinden
çıkıp gitti bir yere.
Kilitledi kapıyı, bu
âdeti üzere.
Geriye geldiğinde açıp
girdi içeri.
Lâkin baktı, içerde
oturur başka biri.
Çok taaccüp ederek,
buyurdu: (Kimsin ki sen,
İçeri girebildin kapı
kilitli iken?)
Dedi ki: (Ben
öyle bir kimseyim ki ey
Dâvud!
Fark etmez bana açık,
kilitliymiş veyâhut.)
Onun kim olduğunu tahmîn
etti o dahî.
Dedi: (Sen, öyle ise
Azrâilsin Vallahi.
Rûhumu kabzetmeye
geldinse şimdi eğer,
Niçin bunu önceden
vermedin bana haber?)
Dedi:
(Çok haberciler
göndermiştim sana ben.
Meselâ nerde şimdi
ecdâdın, nerde deden?)
Dâvud
aleyhisselâm dedi:
(Hepsi öldüler.)
Dedi ki: (İşte onlar,
birer haberciydiler.)
Ve "hazreti Dâvud"a
hürmetkâr davranarak,
Kabzeyledi
rûhunu, ondan izin
alarak. |