|
21 - DÂVUD ALEYHİSSELÂM
KİM GELDİ DE BOŞ DÖNDÜ?
Bir gün "Dâvud Nebî"ye
şöyle vahyolundu ki:
(Ey Dâvud, kullarımdan
hiçbir kul var mıdır ki,
Bana duâ etsin de o
hulûs-ü kalp ile,
Ben onun duâsını
çevireyim geriye?
Kim kapımı çaldı da, onu
açılmaz gördü?
Kim benden istedi de, "Eli
boş" geri döndü?
Onlar her ne isterse,
gönderirim o demde.
İstedikleri şeyler,
mevcûttur hazînemde.
Kullarıma söyle ki,
seviyorsa beni kim,
Ona, ondan daha çok
fazladır benim sevgim.
Ey Dâvud, bir "Sevgili"
görülmüş mü ki aslâ,
Sevsin başkalarını,
"Sevgilisi"nden fazla?
Her kim beni ararsa,
elbette ki kavuşur.
Kim gayriyi ararsa, beni
kaybetmiş olur.
Kim beni zikrederse, onu
ferahlatırım.
Bana muhabbetini elbette
arttırırım.
Herkes unutmuş iken beni
gaflet içinde,
O kulum âgâh olur, o "Sevgi"
ateşinde.
Benden râzı olandan,
olurum ben de râzı.
Kabûl olur indimde, her
duâ ve niyâzı.
Gönderdiğim belâya, her
kim sabredemezse,
O, benden bir talepte
bulunmasın öyleyse.
Kullarımın içinde
gizlerim ben "Dost"ları.
Yalnız sevdiklerime
tanıtırım onları.
Beni unutanları bile hiç
unutmazken,
Hep beni ananları hiç
unutur muyum ben?
Saçarken ihsânımı nice
cimri kullara,
Cimrilik eder miyim hiç
cömert olanlara?
Gönderirim "Dostlar"a,
türlü dert ve belâlar.
Ve onlar sabrettikçe,
veririm çok sevâplar.
Dünyâda korkanlara,
korku vermem mahşerde.
Benden utananları,
utandırmam o yerde.
Kim beni sevdiğini iddiâ
ediyorsa,
Sözü doğru olur mu bütün
gece uyursa?
Tenhâda aramaz mı herkes
"Sevgili"sini?
Ben de duymak isterim,
gece "Dostlar sesi"ni.
Ey Dâvud, ne oldu ki
kulların hâllerine,
"Dünyâ muhabbeti"ni
sokarlar kalplerine?
Halbuki ben dünyâya
vermem hiç değer,
kıymet.
Onlar nasıl verirler
dünyâya ehemmiyyet?
Ey Dâvud, rastlar isen
beni talep edene,
Bütün imkânın ile, gir
onun hizmetine.
Kullarıma söyle ki,
sevsinler beni hepsi.
Ben, beni sevenlerin
olurum "Sevgili"si.
Ben, benimle olanı "Arkadaş"
edinirim.
Beni tercîh edeni, ben
de tercîh ederim.
Kullarımdan kim beni
fazla severse şâyet,
O da, kullar içinde
görür çok fazla rağbet.
Kullarımın içinde,
severim sabredeni.
Belâma sabretmiyen,
kazanamaz ecrini.)
Bir gün, "Dâvud Nebî"nin
çocuğu etti vefât.
Üzülünce, kendine bir
vahiy geldi fakat.
Buyurdu ki:
(Ey Dâvud, vefât etti
çocuğun.
Nazarında ne kadar
kıymeti vardı onun?)
Dedi ki: (Yer dolusu
altın, mücevher kadar.)
Hak teâlâ o zaman
vahyetti ona tekrâr:
(Mâdem onun kıymeti bu
kadardı gönlünde,
O kadar mükâfâta
kavuşursun o günde.) |