ŞİİRLERLE MENKIBELER

PEYGAMBERLER

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

21 - DÂVUD ALEYHİSSELÂM

HÜKÜMDÂR OLDU

 

"Dâvud Nebî", küçükten çok cesûr bir yiğitti.

Yaşından umulmıyan cesârete sâhipti.

 

Koyun güttüğü için gençliğinde bir müddet,

Sapan taşı" atmada hüneri çoktu gâyet.

 

Attığı taş, mutlaka varırdı hedefine.

Arslanları tutarak, binerdi üstlerine.

 

Ve dağlarda yürürken, tesbîh etseydi eğer,

Dağ taş dile gelerek, zikrederdi berâber.

 

Bir gün dağda giderken, bir "Taş” çıktı yoluna.

Fasîh bir lisân ile söyledi şöyle ona:

 

(Ey Dâvud, beni al da, koy torbanın içine.

Câlût’u öldürmekte yarar bir gün işine.)

 

Dâvud aleyhisselâm bu sesi işiterek,

Eğilip aldı onu, “Bir hikmet var” diyerek.

 

Savaşmaya giderken Tâlût’un ordusunda,

Hazır bulunuyordu o "Taş” da torbasında.

 

Tâlût fermân etti ki cenk günü askerine:

(Kızımı vereceğim Câlût’u öldürene.

 

Hem ikrâm edeceğim selâhiyyet ve makâm.

Her yerde onun mührü geçerli olacak tam.)

 

"Câlût"un ordusunda "binlerle" var idi er.

"Tâlût"un askeriyse, "Üçyüz onüç" idiler.

 

Geldi karşı karşıya iki taraf nihâyet.

Onlar duâ etti ki: (Yâ Râb, bize yardım et.

 

Korku ve endîşe sal küffârın yüreğine.

Muzaffer kıl bizleri, onların üzerine.)

 

Evvelâ kâfir Câlût, meydâna at sürerek,

Dedi: (Var mı benimle dövüşecek bir erkek?)

 

İri cüsseli olup, bilirdi savaşmayı.

Göze alamadılar ona karşı çıkmayı.

 

“Mü’minler korktu” diye kâfir böbürlenirken,

"Dâvud aleyhisselâm" ortaya çıktı birden.

 

Belinde "Sapan"ı ve sırtında torbasıyla,

Çıktı er meydânına îmân ve ihlâsıyla.

 

Sordu Câlût: (Ne için öne çıktın ey hakîr?)

Dedi: (Geldim seninle dövüşmeye ey kâfir!)

 

Câlût alay ederek, dedi ki: (Sen mi yâni?

Nasıl cenk edeceksin, kılıcın nerde hani?)

 

Belindeki sapanı aldı derhâl eline.

Torbadan “Taş” çıkarıp, yerleştirdi yerine.

 

Câlût onu görünce, gülüp alay ederek,

Bıraktı kalkanını “Lüzûm yoktur” diyerek.

 

Dâvud aleyhisselâm, tam Câlût’un başını,

Dikkatle nişân alıp, salıverdi taşını.

 

O anda çok kuvvetli rüzgâr esip âniden,

Câlût’un başındaki “Tolga"sı düştü birden.

 

Ve hazreti Dâvud'un attığı "Taş", nihâyet,

Câlût’un tam alnına ediverdi isâbet.

 

O iri cüssesiyle, düşüp "Öldü” atından.

Müslümânlar, hücûma geçti hemen ardından.

 

Câlût’un ölümüyle, kâfirler bozuldular.

Bir avuç müslümâna, o gün mağlûb oldular.

 

"Tâlût", zaferden sonra sâdık kalıp va'dine,

Nikâh etti kızını, derhâl "Dâvut Nebî"ye.

 

Sonra da verdi ona, makâm ve selâhiyyet.

Onun idâresine geçti bütün memleket.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan