|
21 - DÂVUD ALEYHİSSELÂM
HÜKÜMDÂR OLDU
"Dâvud Nebî",
küçükten çok cesûr bir
yiğitti.
Yaşından umulmıyan
cesârete sâhipti.
Koyun güttüğü için
gençliğinde bir müddet,
“Sapan taşı"
atmada hüneri çoktu
gâyet.
Attığı taş, mutlaka
varırdı hedefine.
Arslanları
tutarak, binerdi
üstlerine.
Ve dağlarda yürürken,
tesbîh etseydi eğer,
Dağ taş dile gelerek,
zikrederdi berâber.
Bir gün dağda giderken,
bir "Taş” çıktı
yoluna.
Fasîh bir lisân ile
söyledi şöyle ona:
(Ey Dâvud, beni al da,
koy torbanın içine.
Câlût’u
öldürmekte yarar bir gün
işine.)
Dâvud
aleyhisselâm bu sesi
işiterek,
Eğilip aldı onu, “Bir
hikmet var” diyerek.
Savaşmaya giderken
Tâlût’un ordusunda,
Hazır bulunuyordu o "Taş”
da torbasında.
Tâlût
fermân etti ki cenk günü
askerine:
(Kızımı vereceğim
Câlût’u öldürene.
Hem ikrâm edeceğim
selâhiyyet ve makâm.
Her yerde onun mührü
geçerli olacak tam.)
"Câlût"un ordusunda
"binlerle" var idi er.
"Tâlût"un askeriyse, "Üçyüz
onüç" idiler.
Geldi karşı karşıya iki
taraf nihâyet.
Onlar duâ etti ki:
(Yâ Râb, bize yardım et.
Korku ve endîşe sal
küffârın yüreğine.
Muzaffer kıl bizleri,
onların üzerine.)
Evvelâ kâfir Câlût,
meydâna at sürerek,
Dedi:
(Var mı benimle
dövüşecek bir erkek?)
İri cüsseli olup,
bilirdi savaşmayı.
Göze alamadılar ona
karşı çıkmayı.
“Mü’minler korktu” diye
kâfir böbürlenirken,
"Dâvud aleyhisselâm"
ortaya çıktı birden.
Belinde "Sapan"ı
ve sırtında torbasıyla,
Çıktı er meydânına îmân
ve ihlâsıyla.
Sordu Câlût: (Ne için
öne çıktın ey hakîr?)
Dedi: (Geldim seninle
dövüşmeye ey kâfir!)
Câlût
alay ederek, dedi ki:
(Sen mi yâni?
Nasıl cenk edeceksin,
kılıcın nerde hani?)
Belindeki sapanı aldı
derhâl eline.
Torbadan “Taş”
çıkarıp, yerleştirdi
yerine.
Câlût
onu görünce, gülüp alay
ederek,
Bıraktı kalkanını “Lüzûm
yoktur” diyerek.
Dâvud
aleyhisselâm, tam
Câlût’un başını,
Dikkatle nişân alıp,
salıverdi taşını.
O anda çok kuvvetli
rüzgâr esip âniden,
Câlût’un
başındaki “Tolga"sı
düştü birden.
Ve hazreti Dâvud'un
attığı "Taş",
nihâyet,
Câlût’un
tam alnına ediverdi
isâbet.
O iri cüssesiyle, düşüp
"Öldü” atından.
Müslümânlar, hücûma
geçti hemen ardından.
Câlût’un
ölümüyle, kâfirler
bozuldular.
Bir avuç müslümâna, o
gün mağlûb oldular.
"Tâlût", zaferden
sonra sâdık kalıp
va'dine,
Nikâh etti kızını,
derhâl "Dâvut Nebî"ye.
Sonra da verdi ona,
makâm ve selâhiyyet.
Onun idâresine geçti
bütün memleket. |