|
20 - YÛNUS ALEYHİSSELÂM
BALIKTAN KURTULMASI
"Yûnus aleyhisselâm"
suya atıldığında,
Denizdeki bir balık,
yuttu onu ânında.
Hak teâlâ, balığa verdi
ki şu emrini:
(Onu hiç yaralama, kırma
kemiklerini.)
Balık, "Yûnus Nebî"yi
hiç râhatsız etmeden,
Suyun derinliğinde
kaybolup gitti hemen.
Balığın karnındayken
Yûnus aleyhisselâm,
Şuûru yerinde ve aklı
başındaydı tam.
Ve lâkin bilmiyordu
nerede olduğunu.
Bir kısım sesler duyup,
çok merak etti bunu.
Hak teâlâ buyurdu:
(Ey Yûnus, sen şu anda,
Mahbûs
bulunuyorsun bir balığın
karnında.
O sesler zikirdir ki,
duyarsın sen de bizzât.
Beni, böyle zikreder
denizdeki mahlûkât.)
"Yûnus Nebî" o zaman duâ
etti Rabbine:
(Yâ ilâhî, kavmime
kavuştur beni yine.
Onları mü’min görmek
ümîdindeyim her an.
Râzıyım takdîrine,
senindir emir, fermân.)
Böyle duâ eyleyip, devâm
etti zikrine.
Onun zikir sesleri
yükseldi gök yüzüne.
Melekler de işitip,
sordular:
(Yâ ilâhî!
Bu, kimin zikridir ki,
duyuyoruz biz dahî?)
Buyurdu ki: (Yûnus’un
zikridir ki bu gelen,
Bir balığın karnında
bulunuyor o hâlen.)
Dediler: (Ey
Rabbimiz, o, şu Yûnus
mudur ki,
Her amel ve duâsı
yükseliyor nûr gibi?)
O balığın karnında,
Yûnus aleyhisselâm,
Her zamanki yaptığı
zikrine etti devâm.
Ayrı duâ olarak, derdi
ki:
(Yâ ilâhî!
Elbette, yoktur aslâ bir
ilâh, senden gayri.
Bütün noksânlıklardan
seni tenzîh ederim.
Haksızlık edenlerden
oldum ben, af dilerim.)
O, devâm ettiğinden
zikrine hiç durmadan,
Tam "Aşûre günü"nde
halâs oldu oradan.
Balık, onu çıkarıp
bıraktı bir sâhile.
Kurtuldu o zindândan
Rabbinin ihsâniyle.
Buyurdu ki:
(Ey Yûnus, kavmine eyle
avdet.
Bildir ki, Hak teâlâ
etti sizi mağfiret.)
Bu emir gereğince,
koyuldu yola hemen.
Bir çobana rastlayıp,
suâl etti kavminden.
O dedi: (Yûnus diye
vardı Peygamberleri.
Kavmine darılarak terk
etmişti bu yeri.
Bu yüzden üstlerine
geldiyse de bir âfet,
Pişmân olduklarından,
kurtuldular âkıbet.
Şimdi onlar, "Yûnus"u
bekliyorlar gün gece.
Hepsi bayram yapacak bir
gün çıkıp gelince.)
Buyurdu ki:
(O Yûnus işte benim ey
çoban!
Şu ağaç şâhidimdir bir
delîl istiyorsan.)
O çoban, seğirterek
kavmine verdi haber.
(Delîlin ne?) deyince, o
ağaca geldiler.
Ağaç dile gelerek,
söyledi ki bu defâ:
(Yûnus’u görmek için,
gidiniz şu tarafa.)
Onlar gidip, namâzda
buldular kendisini.
Beklediler başında,
kılıp bitirmesini.
Hasretle kucaklaşıp
özürler dilediler.
Berâber şehre dönüp,
sevinip şükrettiler.
Dinlerini öğrenip,
sarıldılar tâate.
Ve artık dönmediler
küfür ve dalâlete. |