ŞİİRLERLE MENKIBELER

PEYGAMBERLER

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

18 - HIZIR ALEYHİSSELÂM

O, HIZIR İDİ

 

Bir gün “Sultân Süleymân”, boğaz gezintisine,

Çıkmıştı ki, uğradı Ortaköy sâhiline.

 

Kayığını sâhile yanaştırıp bir müddet,

Yahyâ Efendi”yi de kayığa etti dâvet.

 

O da, bir ahbâbiyle, pâdişâh kayığına,

Gelip oturdu hemen, “Kânûnî”nin yanına.

 

Ahbâbı da, sultânın karşısına oturdu.

Lâkin Sultân Süleymân, onu ilk görüyordu.     

Hem giderken, devâmlı, o karşıda duran zât,

Sultânın parmağına bakıyordu pür dikkat.

 

Çok kıymetli bir "Yüzük” var idi ki Sultânda,

O zât da, o yüzüğe bakıyordu o anda.

 

Onun böyle bakışı, çekiyordu dikkati.

Yüzüğe baktığını anladı Sultân dahî.

 

Çıkarıp verdi ona ve dedi: (İsterseniz,

Şöyle daha yakından bakıp inceleyiniz.)

 

Sultândan o yüzüğü alan o kimse ise,

Evirip çevirerek, atıverdi denize.

 

Yahyâ Efendi hâriç, kayıkta bulunanlar,

Onun bu yaptığına hep hayrette kaldılar.

 

Hâdise üzerinden geçince yarım sâat,

İnmek istediğini söyledi birden o zât.

 

Pâdişâhın kayığı yanaşınca sâhile,

O, eğilip denizden su aldı avcu ile.

 

Ve onu, pâdişâha uzanıp sunduğunda,

Gördüler ki, o "Yüzük" duruyor avucunda.

 

Yahyâ Efendi hâriç, yine kayıktakiler,

Buna dahî şaşırıp, çok hayret eylediler.

 

Kânûnî, o yüzüğü eline aldı, fakat,

Gözlerinin önünden kayboldu birden o zât.

 

Sultân yine şaşırıp hem Yahyâ Efendi'ye,

Suâl etti: (Ağabey, neler oluyor?) diye.

 

Yahyâ Efendi ise, dedi ki: (Sultânımız!

O, "Hızır"dı ve lâkin sizler tanımadınız.)

 

Şemseddîn-i Attâr da, "hazreti Hızır" ile,

İlgili bir kıssayı nakleder bize şöyle:

 

Celâleddîn-i Rûmî, bir gün va'z ediyordu.

Cemâat da oturmuş, zevk ile dinliyordu.

 

Hazreti "Mûsâ" ile "Hızır" hikâyesini,

Dinlerken, kesmişlerdi hepsi nefeslerini.

 

Zîrâ anlatırdı ki öyle fasîh dil ile,

Dinliyordu cemâat, onu can kulağıyle.

 

Yanımda biri vardı, o dahî dinliyordu.

Baktım, kendi kendine bir şey söyleniyordu.

 

Kulak verip dinledim, şöyle diyor idi ki:

(Nasıl da anlatıyor, yanımızdaymış gibi.)

 

Düşündüm ki: “O mâdem, söylüyor böyle kelâm,

Öyleyse bu olmalı, Hızır aleyhisselâm."

 

Yanına sokularak, dedim ki: (Bildim, evet.

Sen, hazreti Hızır’sın, lütfen bana ihsân et.)

 

Buyurdu ki: (Burada işte var ya Mevlânâ.

Sen ona ricâ et ki, ihsân etsin o sana.)

 

Sonra kayboluverdi ortadan birden bire.

Ben bunu "Mevlânâ"ya gittim haber vermeye.

 

Ben söze başlamadan, buyurdu ki o ilkin:

(Hızır’ın söylediği doğrudur ey Şemseddîn.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan