|
18 - HIZIR ALEYHİSSELÂM
HERKES
ASLINA DÖNER
Pâdişah emretti ki bir gün
baş vezîrine:
(Hızır’ı bul ve getir,
emrim gelsin yerine!)
Dedi ki: (Onu bulmak çok
zordur, kolay değil.
Bu iş için siz bana
tanıyın kırk gün mehil.)
Fakîr bir müslümân da var
idi ki o yerde,
Sultânın bu emrini
duymuştu o fakîr de.
Ve kendi kendisine düşündü
ki: “Gideyim.
Baş vezîre, “Hızır’ı
ben bulurum” diyeyim.
Lâkin kırk gün, sultâna
âit olsun nafakam.
Hiç olmazsa bu kırk gün,
sâkin olsun şu kafam.
Biraz râhat edeyim, sonra
da Allah kerîm.
Hızır’ı bulamazsam, cezâm
neyse çekerim.”
Gitti bu düşünceyle baş
vezîrin yanına.
Dedi ki:
(Çıkar beni sultânın huzûruna.)
Çıktı ve arz eyledi
sultâna bu fikrini.
Sultân buna sevinip, verdi
her isteğini.
Otuz dokuzuncu gün,
sultân, o müslümâna,
Hâtırlattı: (Yârın
son, Hızır’ı getir bana!)
Sonra gönderdiyse de
ertesi gün iki at,
Lâkin bulamamıştı
"Hızır"ı bu fakîr zât.
Güzel bir abdest alıp, iki
rekât bir namâz,
Kılarak, Yaradan'a
yalvarıp etti niyâz.
Dedi ki:
(Habîbinin hürmetine yâ Rabbî!
Sultânın zararından sen
koru bu garîbi.)
Sonra saraya gidip,
çıkarıldı huzûra.
Dedi ki:
(Çok aradım rastlamadım Hızır’a.)
Sultân sinirlenerek, dedi:
(Ey baş vezîrim!
Ne dersin, bu adama nasıl
cezâ vereyim?)
Dedi ki:
(Parça parça edelim bedenini.
Her sokağın başına, asalım
etlerini.)
O sırada bir "Çocuk" girip
aralarına,
Dedi:
(Herşey, sonunda dönecektir aslına.)
İkinci vezîrine sorunca bu
suâli,
Dedi:
(Bunu, dibekte dövelim un misâli.)
O "Çocuk", cevâbını şöyle
verdi onun da:
(Her şey, kendi aslına
dönecektir sonunda.)
Üçüncü vezîre de sorunca
bunu sultân,
Dedi ki: (Affetmektir
sultânlara yakışan.)
O "Çocuk", buna dahî şöyle
dedi bu sefer:
(Sonunda herşey yine,
aslına rücû eder.)
Sultân, o müslümâna dönüp
şöyle sordu ki:
(Şu yanındaki çocuk, senin
neyin olur ki?)
Dedi: (Tanımıyorum,
haberim yok benim de.
Sizin bir hizmetçiniz
sanmıştım geldiğimde.)
Bu sefer o
çocuğa sordu sultân: (Ey çocuk!
Sen kimsin, böyle neler
diyorsun, söyle çabuk.)
Dedi: (Şu başvezîrin,
oğludur bir “Kasab”ın.
Onu, “Kasap başı”
yap, et kesip parçalasın!
İkinci vezîrinse bir
“Aşçı”nın oğludur.
Onu, “Aşçı başı”
yap, onun da işi odur.
Üçüncü vezîrinin babası da
“Vezîr” dir.
İşte sen, bu
vezîri yap kendine "Başvezîr".
“Hızır”la görüşmeyi
isterdin zannederim.
Görmek arzû ettiğin o
"Hızır" işte benim.
Ey sultân, sen bağışla bu
garip müslümânı.
Devâm ettir kendine
yaptığın o ihsânı.)
Sultân, hayret içinde
dinlerken onu, birden,
Kayboldu o arada
gözlerinin önünden.
|