|
16 - MÛSÂ ALEYHİSSELÂM
03 - Mûsâ Aleyhisselâm
ile Kârûn
MALIYLA
YERE BATTI
Vaktâ ki Hak teâlâ,
"Zekât"ı eyledi farz.
Kârûn kabûl etmeyip, hemen
etti îtirâz.
Sonra, adamlarıyla
görüşerek bu şeyi,
Dedi: (Gidip
çağırın, falanca fâhişeyi.)
Ânında onu bulup,
getirdiler yanına.
“Bin dirhem”
gümüş verdi, o fâhişe
kadına.
Dedi ki: (Sana daha, çok
şeyler vereceğim.
Ve seni, pek yakında çok
zengin edeceğim.
Buna karşı benim de,
senden bir isteğim var.
Yârın filân meydânda,
toplanacak insanlar.
"Mûsâ" dahî oraya gelince
teklîfimle,
Diyeceksin ki, “Mûsâ, zinâ
etti benimle”.)
Ertesi gün olunca, cümle
Benî İsrâil,
"Kârûn"un
dâvetiyle meydâna oldu dâhil.
Sonra Mûsâ Nebî’ye dedi ki
gidip bizzât:
(Gel, Benî İsrâile eyle
biraz nasîhat.)
O dahî kabûl edip onun bu
teklîfini,
Teşrîf edip, anlattı dînin
emirlerini.
Buyurdu ki:
(Hırsızlık etmeyin ki siz sakın,
Cezâsı pek büyüktür
hırsızlık yapanların.
Sopa ile vurulur, iftirâ
edilirse.
Elbette öldürülür, evli
zinâ ederse.)
O an Kârûn dedi ki: (Öyle
diyorsun, ancak,
Sen de bir suç işlersen, o
zaman ne olacak?)
Mûsâ aleyhisselâm buyurdu
ki cevâben:
(Cezâ tatbîk edilir bana
da yine aynen.)
Dedi: (Benî İsrâil,
diyorlar ki hakkında,
Düşüp kalkıyormuşsun sen
filânca kadınla.)
Mûsâ Nebî üzülüp, çağırdı
o kadını.
Sordu ona, bu işi yapıp
yapmadığını.
Peygamberlik
nûruyla buyurdu ki: (Ey kadın!
Sen Allah hakkı için
iftirâ etme sakın.)
Korku geldi kadına,
titredi birden içi.
Dedi ki: (Hayır hayır,
yapmadın sen bu işi.
Lâkin senin hakkında etmem
için iftirâ,
Kârûn beni aldatıp, verdi
çok mal ve para.)
Mûsâ Nebî, secdeye koydu
hemen başını.
Dedi ki:
(Yâ ilâhî, ver onun cezâsını!)
Sonra kalkıp
secdeden, buyurdu ki: (Muhakkak,
Beni, Kârûn’a dahî
gönderdi cenâb-ı Hak.
Kim ona tâbi ise, gitsin
onun yanına.
Beni tercîh edenler,
ayrılsınlar bu yana.)
Sâdece "İki kişi" onunla
kaldı o gün.
Diğerleri, Kârûn’dan
ayrıldılar topyekün.
İnsanlar netîceyi
bekliyorken korkarak,
Mûsâ Nebî
buyurdu: (Yut onları ey toprak!)
Yer yüzü, tamâmiyle
yutuverdi onları.
Bu sefer şöyle dedi İsrâil
oğulları:
(Kavuşabilmek için Mûsâ
onun malına,
Duâ edip, geçirtti Kârûn’u
yer altına.)
Mûsâ Nebî
işitip, niyâz etti: (Yâ Rabbî!
Bütün servetini de helâk
et kendi gibi.)
O zaman, nesi varsa
"Kârûn"un tamâmiyle,
Geçti yerin dibine onun bu
murâdiyle.
O çok mağrûr olduğu
sayısız servet, sâmân,
Kendisiyle birlikte hâk
ile oldu yeksân.
Böbürlendiği için dünyâ
zenginliğiyle,
Kalmadı servetinden, bir
nişân ve iz bile.
|