|
16 - MÛSÂ ALEYHİSSELÂM
01 - Mâşita Hâtun (Radiyallahü
Anhâ)
FİR'AVUN
TANRI DEĞİLDİR
Mûsâ aleyhisselâm devrinde
yaşıyordu.
Fir'avunun kızına, dadılık
yapıyordu.
Allahın birliğine
inanmıştı içinden.
Lâkin bunu gizlerdi,
Fir'avunun şerrinden.
Kuvvetli inanmıştı Allaha
hem de gâyet.
Ve lâkin gizli gizli
yapıyordu ibâdet.
Bu, bir gün Fir'avunun
kızının saçlarını,
Tarıyorken, elinden
düşürdü tarağını.
Eğilip, o tarağı alıyorken
oradan,
“Bismillah”
deyiverdi hiç elinde
olmadan.
Kız, hayretler içinde
sordu ona: (Ey dadı!
Bu senin söylediğin, acabâ
kimin adı?)
Dedi:
(Öyle birinin ismi ki kızım bu ad,
Onun kudreti ile, var oldu
bu kâinât.
Canlı cansız her şeyi
yaratan, bu ilâhtır.
Yoktur O'nun şerîki, O'nun
adı Allah’tır.)
Kız daha şaşırarak, sordu
ki ona tekrâr:
(Yâni babamdan başka, bir
ilâh daha mı var?
Sen nasıl hiç korkmadan
böyle şey söylüyorsun?
"Fir'avun’dan ayrıca bir
ilâh var" diyorsun.)
Dedi ki:
(Evet yavrum, Allah vardır ve birdir.
O, bütün âlemlerin Rabbi
ve mâlikidir.
Yeri göğü, herşeyi, seni
beni, babanı,
O Allah yaratmıştır cümle
kevnü mekânı.
O'dur gerçek tek ilâh,
başkası yok ki daha.
Ben de inanıyorum bu
hakîkî Allaha.
Baban ise, çok âciz bir
kuldur, ilâh değil.
Ona bu saltanatı O
vermiştir iyi bil.)
Fir'avunun kızına, ağır
geldi bu sözler.
Ve gidip, babasına bunları
verdi haber.
Kızının bu sözleri
kızdırdı Fir'avunu.
Ve derhâl huzûruna çağırdı
bu hâtunu.
Dedi: (Sen,
benden başka tanrı mı biliyorsun?
Bana değil, Ona mı ibâdet
ediyorsun?)
Artık gizliyemedi, yoktu
başka bir çâre.
Söyledi îmânını Fir’avna
âşikâre.
Dedi ki: (Ey Fir'avun,
bilirsin ki tabii,
Sen de âciz, zavallı bir
kulsun bizim gibi.
Seni, bizi, her şeyi ve
cümle mevcûdâtı,
Yaratan ilâh vardır, "Allah"tır
Onun adı.
O Allah, hep var idi ve
hep var olacaktır.
O ölmez, çünkü herkes o
ilâha muhtâçtır.
Sen ise bir fânîsin,
öleceksin bir zaman.
İlâh olabilir mi ölüme
mahkûm olan?)
Onun bu sözlerine,
sinirlendi Fir'avun.
Ve öldürülmesini emretti
hemen onun.
Lâkin adamlarına verdi ki
bir tâlîmât:
(Alın bunu öldürün,
ölmesin hemen fakat.
Her gün başka uzvunu
keserek bunun tek tek,
Yavaş yavaş öldürün,
işkence eyliyerek.)
İntikâm hırsı ile yanıp
tutuşuyordu.
O işkence gördükçe,
zevkinden uçuyordu.
O zâlimin gâyesi şuydu ki
asıl bundan,
Herkes görüp korksun da,
etmesin hemen îmân.
Önce, tırnaklarını
çektirdi azar azar.
Kırbaçlattı sonra da, kan
akıncaya kadar.
Bütün bunlara rağmen,
sabrederdi o yine.
Aslâ zarar gelmedi
îmânına, dînine.
|