ŞİİRLERLE MENKIBELER

PEYGAMBERLER

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

16 - MÛSÂ ALEYHİSSELÂM

AZÂB DEVÂM EDİYOR

 

Bu kadar çok musîbet gördüyse de kıbtîler,

Yine îmân etmeyip, "Küfr"e devâm ettiler.

 

Hak teâlâ, onlara, yine verdi bir âfât.

Eyledi bu sefer de, “Kurbağa”yı musallat.

 

Bir “Kurbağa sürüsü” çıkarak o gün Nil’den,

Gelip, o kıbtîlerin evini sardı birden.

 

Evleri, avluları kurbağa kaynıyordu.

"Bir" tâne öldürseler, "Bin" tâne artıyordu.

 

Yataklarına dahî, dolardı onlar hattâ.

Hiç kimse, kurbağadan yatamazdı yatakta.

 

Biri, konuşmak için ağzını açsa eğer,

İçine kurbağalar sıçrıyordu her sefer.

 

Yemek pişirmek için, yaksalar bir ateşi,

Derhâl söndürürlerdi atlayıp üçü beşi.

 

Yemek kablarına da, girerdi "Kurbağa"lar.

Ateş ile sıcaktan, görmezlerdi bir zarar.

 

Bu, öyle bir sıkıntı verdi ki her kıbtîye,

Âciz kalıp, geldiler yine "Mûsâ Nebî"ye.

 

Ağlayıp, bu azâbdan ettiler çok şikâyet.

Dediler ki: (Mahvetti bizleri bu musîbet.

 

Kaldır üzerimizden bu âfet ve belâyı.

Biz de îmân edelim sana bundan dolayı.)

 

Mûsâ Nebî, onlardan “Kavî söz” aldı yine.

Belânın def’i için duâ etti Rabbine.

 

Hak teâlâ, bir "rüzgâr" estirerek bu sefer,

O yerde, kurbağadan kalmadı tek bir eser.

 

Kurbağa musîbeti ortadan kalktı, fakat,

Yine göstermediler sözlerine sadâkat.

 

Mûsâ aleyhisselâm bedduâ etti yine.

Nil’in suyu, bir anda dönüştü "Kan" hâline.

 

Sâdece "Kıbtîler"e geldi lâkin bu âfet.

Aynı su, mü’minlere tatlı ve saftı gâyet.

 

Meselâ su çekseydi bir kıbtî bir kuyudan,

O su, onun elinde "Kan" olurdu her zaman.

 

Sonra, aynı kuyudan, mü’minler çekse eğer,

Onlara, saf ve temiz "Su" gelirdi her sefer.

 

Bir mü’minle bir kıbtî, su içseydi bir kaptan,

Mü’minin içtiği "Su", kıbtîye olurdu "Kan".

 

Bir kıbtî, bir mü’minden etti ki bir gün niyâz:

(Şu senin saf suyundan ikrâm et bana biraz.)

 

“Olur” deyip, kabından döktü onun kabına.

Ve lâkin döker dökmez, su, birden döndü "Kan"a.

 

Dedi: (Önce sen iç de, anla su olduğunu.

Sonra aynı bardakla, sen içir bana onu.)

 

O da içip dedi ki: (Bu, saf sudur Vallahi.)

Sonra, kendi eliyle, içirdi ona dahî.

 

Lâkin su, girer girmez o kıbtînin ağzına,

Hikmeti ilâhîyle dönüştü yine "Kan"a.

 

Fir’avn da, susuzluktan kemirdi yaş ağacı.

Lâkin bu da, ağzına geldi "Tuzlu" ve "Acı".

 

Yine Mûsâ Nebî'ye yalvardılar gelerek.

Dediler: (Bu belâya, gücümüz kalmadı pek.

 

Rabbine, bunun için eyle de yine niyâz,

Bu kan belâsından da, eylesin bizi halâs.

 

Îmâna geleceğiz, sana söz, hem de kat’î.

Yeter ki üstümüzden kaldır bu musîbeti.)

 

Duâ etti, bu belâ ortadan kalktı yine.

Lâkin inanmadılar yine onun dînine.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan