|
15 - ŞUAYB ALEYHİSSELÂM
MÛCİZELERİ VE VEFÂTI
"Şuayb aleyhisselâm",
halka, tatlı ve güzel,
Bir lisânla nasîhat
ediyordu mükemmel.
Resûlullah, onun bu
güzel konuşmasından,
“Hatîb-ül enbiyâdır”
diye bahsetti ondan.
Çok ibâdet ediyor, çok
namâz kılıyordu.
Ve "Allah korkusu"ndan
pek fazla ağlıyordu.
Teblîğ vazîfesini tamâm
yapamamaktan,
Korkarak, görmez oldu
gözleri ağlamaktan.
Eyke ahâlisi de, helâk
olunduğunda,
Ayrılarak, "Medyen"de
mekân tuttu sonunda.
Evlendi ve iki de, kızı
oldu nihâyet.
Kendisi de yaşlanıp,
kuvvetten düştü gâyet.
Kızlarından birini,
verdi "Mûsâ Nebî"ye.
Gençleşip, gözleri de
başladı tam görmeye.
Daha sonra Mekkede, bir
miktâr sürdü hayât.
Birkaç sene sonra da, bu
yerde etti vefât.
Zemzem kuyusu ile
makâm-ı İbrâhîmin,
Arasında bulunan mahâlde
oldu defin.
Nasıl ki her Peygamber
mûcize gösterdiyse,
"Şuayb Peygamber"den de
görüldü çok mûcize.
Meselâ Medyen’liler,
birgün ona geldiler.
(Siyah kuzularımız,
beyaz olsun)
dediler.
Şuayb aleyhisselâm
“Peki” dedi ve hemen,
Bu işin olmasını talep
etti Rabbinden.
Ne zaman ki o bunu,
Rabbine eyledi arz,
Bütün "Siyah"
kuzular, bir anda oldu "Beyaz".
Yine bir defâsında,
gelerek kendisine,
Dediler:
(Peygambersen mûcize
göster bize.)
Buyurdu ki: (Nasıl bir
mûcize istersiniz?)
Dediler ki:
(Dağlardan ibârettir
yerimiz.
Duâ et de, şu dağlar
aradan kalksın artık.
Her taraf, baştan başa
olsun dümdüz ovalık.)
Şuayb Nebî, bunu da arz
edince Rabbine,
Buyurdu:
(Koy elini dağların
üzerine.)
Şuayb aleyhisselâm, bu
emrin gereğini,
Yaparak, o dağlara
değdirince elini,
Kudret-i ilâhîyle o
tepeler ve dağlar,
Giderek, yerlerine geldi
dümdüz ovalar.
Bir gün de, kavmi gelip
dediler ki:
(Biz artık,
Senin asıl gâyeni gâyet
iyi anladık.
Bizim koyunumuz çok,
halbuki yoktur senin.
Sen bizim koyunlara
sâhip olmak istersin.
Peygamberlik yoluyla
hâkimiyet kurarak,
Bizim mallarımıza
istersin sâhip olmak.)
"Şuayb Nebî" buna çok
üzüldü işitince.
Bu husûsta Allaha duâ
etti hemence.
O zaman buyurdu ki
Şuayb’a cenâb-ı Hak:
(İşâret et taşlara, ne
olacak sonra bak.)
Bu emrin gereğini
yapınca bu Peygamber,
Bir anda “Koyun”
oldu o taşlar birer
birer.
Yine bir gün "Taşlar"a
nazar etti bir kere.
"Bakır"a
tebdîl oldu o taşlar
birden bire.
İsteseydi bir dağdan
geçmeyi Şuayb Nebî,
Alçalırdı önünde, dağ
sanki “Deve”
gibi.
O, kolayca yürüyüp
geçince, o dağ yine,
Yükselerek gelirdi
tekrâr eski hâline.
Şuayb aleyhisselâm
hürmetine yâ Rabbî!
Sevgili Habîbine bizleri
eyle tâbi. |