ŞİİRLERLE MENKIBELER

PEYGAMBERLER

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

14 - EYYÛB ALEYHİSSELÂM

HASTALIKTAN KURTULMASI

 

"Eyyûb aleyhisselâm", o şehrin hâricinde,

Yaşıyordu küçük bir kulübenin içinde.

 

Onu, Rahîme Hâtun yapmıştı ot ve saptan.

Ona hizmet ederdi bıkmadan, usanmadan.

 

Bir gün Rahîme Hâtun, yiyecek aramağa,

Kulübeden ayrılıp, gitmişti az ırağa.

 

O, Eyyûb Peygamberin ayrılınca yanından,

Henüz akşam olmaya var idi hayli zaman.

 

Tekrârdan kulübeye dönmemişti ki hemîn,

Hak teâlâ emriyle, geldi Cibrîl-i emîn.

 

Ve ona buyurdu ki vahiyde Hak teâlâ:

(Yâ Eyyûb, vermiş idim sana ben dert ve belâ.

 

Sen, bunların hepsine gösterdin sabır, sebât.

Şimdiyse vereceğim sana nîmet ve sıhhat.

 

Yere vur ayağını, "iki su" fışkıracak.

Onlardan biri "soğuk", biri "sıcak" olacak.

 

Sıcağıyle gusl eyle, iç soğuk olanından.

Sıhhate kavuşursun bunları yaptığın an.)

 

Eyyûb Nebî alınca bu emrini Rabbinin,

Güçlükle kulübeden dışarı çıktı ilkin.

 

Sonra da ayağını, hafifçe vurdu yere.

"İki pınar" fışkırdı önünde birden bire.

 

Biri ile gusledip, içti öbür pınardan.

Halâs oldu bir anda bütün hastalıklardan.

 

Öyle ki, hiç kalmadı bir derdi ve mihneti.

Geri geldi tamâmen, eski gücü, kuvveti.

 

Hak teâlâ, derdine bir anda verdi devâ,

Gencecik delikanlı oluverdi bu defâ.

 

Cibrîl, "libâs" getirdi Cennetten ona birkaç.

Ve Cennetten, başına giydirdi süslü bir "tâç".

 

Daha sonra, bir "Lütuf bulutu" geldi yine.

Altın parçacıkları saçıldı üzerine.

 

O sırada Rahîme, şehirden etti avdet.

Ve lâkin birdenbire şaşırıp etti hayret.

 

Zîrâ görememişti o "Hazreti Eyyûb"u.

Çok taaccüb etti ve garibine gitti bu.

 

Genç ve güzel bir adam otururdu orada.

Eyyûb Peygamber ise, yok idi ortalarda.

 

Düşündü ki: “Ben bundan, hiçbir şey anlamadım.

Zîrâ o, tek başına yürüyemez tek adım.

 

Hiç mecâli yok iken az harekete dahî,

Nereye gidebilir o şimdi yâ ilâhî?”

 

Endîşeye kapılıp, sahrâya koştu o an.

Sağa sola seğirtip, eyledi feryât figân.

 

Ve derdi ki: (Yâ Eyyûb, nerdesin şimdi acep?

Seni hangi canavar kaçırıp da yedi hep?

 

Yâ Rabbî ne acâyip, ne garâip hâldir bu.

Sen her şeye kâdirsin, buldur bana Eyyûb’u.)

 

Böyle koşuştururken sağa sola sahrâda,

"Eyyûb Nebî", Cibrîl’le otururdu orada.

 

Ve lâkin sıhhat bulup, "Genç" hâlini almıştı.

Rahîme onu görmüş, lâkin tanımamıştı.

 

Cibrîl, Eyyûb Nebî’ye dedi ki bir aralık:

(Rahîme’yi çağır da, kendini tanıt artık.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan