|
14 - EYYÛB ALEYHİSSELÂM
HASTALIKTAN KURTULMASI
"Eyyûb aleyhisselâm",
o şehrin hâricinde,
Yaşıyordu küçük bir
kulübenin içinde.
Onu, Rahîme Hâtun
yapmıştı ot ve saptan.
Ona hizmet ederdi
bıkmadan, usanmadan.
Bir gün Rahîme Hâtun,
yiyecek aramağa,
Kulübeden ayrılıp,
gitmişti az ırağa.
O, Eyyûb Peygamberin
ayrılınca yanından,
Henüz akşam olmaya var
idi hayli zaman.
Tekrârdan kulübeye
dönmemişti ki hemîn,
Hak teâlâ emriyle, geldi
Cibrîl-i emîn.
Ve ona buyurdu ki
vahiyde Hak teâlâ:
(Yâ Eyyûb, vermiş idim
sana ben dert ve belâ.
Sen, bunların hepsine
gösterdin sabır, sebât.
Şimdiyse vereceğim sana
nîmet ve sıhhat.
Yere vur ayağını,
"iki su"
fışkıracak.
Onlardan biri
"soğuk", biri
"sıcak"
olacak.
Sıcağıyle
gusl eyle, iç soğuk
olanından.
Sıhhate kavuşursun
bunları yaptığın an.)
Eyyûb
Nebî alınca bu emrini
Rabbinin,
Güçlükle kulübeden
dışarı çıktı ilkin.
Sonra da ayağını,
hafifçe vurdu yere.
"İki pınar"
fışkırdı önünde birden
bire.
Biri ile gusledip, içti
öbür pınardan.
Halâs oldu bir anda
bütün hastalıklardan.
Öyle ki, hiç kalmadı bir
derdi ve mihneti.
Geri geldi tamâmen, eski
gücü, kuvveti.
Hak teâlâ, derdine bir
anda verdi devâ,
Gencecik delikanlı
oluverdi bu defâ.
Cibrîl, "libâs"
getirdi Cennetten ona
birkaç.
Ve Cennetten, başına
giydirdi süslü bir "tâç".
Daha sonra, bir "Lütuf
bulutu" geldi yine.
Altın parçacıkları
saçıldı üzerine.
O sırada Rahîme,
şehirden etti avdet.
Ve lâkin birdenbire
şaşırıp etti hayret.
Zîrâ görememişti o "Hazreti
Eyyûb"u.
Çok taaccüb etti ve
garibine gitti bu.
Genç ve güzel bir adam
otururdu orada.
Eyyûb
Peygamber ise, yok idi
ortalarda.
Düşündü ki: “Ben bundan,
hiçbir şey anlamadım.
Zîrâ o, tek başına
yürüyemez tek adım.
Hiç mecâli yok iken az
harekete dahî,
Nereye gidebilir o şimdi
yâ ilâhî?”
Endîşeye kapılıp,
sahrâya koştu o an.
Sağa sola seğirtip,
eyledi feryât figân.
Ve derdi ki:
(Yâ Eyyûb, nerdesin
şimdi acep?
Seni hangi canavar
kaçırıp da yedi hep?
Yâ Rabbî ne acâyip, ne
garâip hâldir bu.
Sen her şeye kâdirsin,
buldur bana Eyyûb’u.)
Böyle koşuştururken sağa
sola sahrâda,
"Eyyûb Nebî", Cibrîl’le
otururdu orada.
Ve lâkin sıhhat bulup,
"Genç" hâlini
almıştı.
Rahîme
onu görmüş, lâkin
tanımamıştı.
Cibrîl, Eyyûb Nebî’ye
dedi ki bir aralık:
(Rahîme’yi çağır da,
kendini tanıt artık.) |