|
14 - EYYÛB ALEYHİSSELÂM
RAHÎME HÂTUN'UN SADÂKATİ
Hak teâlâ, "Hazreti
Eyyûb"u, malı ile,
İmtihân eylemişti sonra
da evlâdiyle.
Her ikisinde dahî,
Rabbine şükrederek,
Kazandı imtihânı şikâyet
etmiyerek.
Bu ikisinden sonra,
mübârek bedenine,
Bir "Hastalık"
vererek, imtihân etti
yine.
Öyle ki, gün geçtikçe
ilerledi hastalık.
Tâkat getirilmesi güç
hâle geldi artık.
"Yedi sene, yedi gün"
devâm etti işbu dert.
Yine de o hâlinden
etmedi hiç şikâyet.
Akrabâsı, ahbâbı gelmez
oldu yanına.
Eşi “Rahîme Hâtun”
bakardı yalnız ona.
"Yedi sene" baktı da,
yılmadı yine fakat.
Az bulunur cihânda böyle
ehl-i sadâkat.
Şefkat ve merhametle
hizmete etti devâm.
Usanmadan, zevk ile
gösterdi hep ihtimâm.
El işleri yaparak,
maîşetini dahî,
O, kendi üzerine almıştı
bizâtihî.
Her neye ihtiyâcı olsa
idi beyinin,
Kendisi gayret edip,
ederdi yine te'min.
Eyyûb
aleyhisselâm, çekti de
bunca zahmet,
Yine de hastalıktan
etmedi hiç şikâyet.
Bu sefer la'în şeytân,
ona adâvetinden,
Şehir ahâlisine vesvese
verdi hemen.
Dedi ki:
(Rahîme’ye olmayın ki
hiç yakın,
Eyyûb’un
hastalığı, size de
bulaşmasın.
En iyisi, çıkarın onları
bu şehirden.
Ancak kurtulursunuz,
böyle bir tehlikeden.)
O insanlar, aldanıp
şeytân vesvesesine,
Bir haber gönderdiler
mübârek zevcesine.
Dediler: (Ey Rahîme,
uzadı bu hastalık.
Bize bulaşmasından
korkar olduk biz artık.
Eyyûb
ile berâber, çıkın gidin
buradan.
Huzûrsuz oluyoruz,
hepimiz zîrâ bundan.
Bu, ilk ve son ihtârdır,
durmayın biraz bile.
Yoksa ikinizi de,
öldürürüz taş ile.)
O gün Rahîme Hâtun, aldı
onu sırtına.
Götürdü bizzarûrî derhâl
şehir dışına.
Altına kumlar serip, bir
yastık yaptı taştan.
Hizmetini, orada
sürdürdü yeni baştan.
Sonra, ot ve saplardan
bir kulübe yaparak,
Devâm etti hizmete,
içinde yatırarak.
Eyyûb
aleyhisselâm bu kulübede
artık,
Hayâtını sürerken, devâm
etti hastalık.
Hattâ o, senelerce çekti
de böyle mihnet,
Yine bu hastalığı,
"dert" değil, bildi "nîmet".
O, bu kulübesinde hasta
yatarken bile,
Emri mâruf yapardı
herkese o hâliyle.
(Allahü teâlâyı
hâtırlayın!)
diyordu.
Sabır ve şükretmeyi
tavsiye ediyordu.
Rahîme
Hâtun ise, şehirli
hanımlara,
İplik eğirmek ile
meşgûldü ara ara.
Onun üstünde idi çünkü
maîşetleri.
Para kazanıyordu yaparak
bu işleri. |