|
13 - YÛSÜF ALEYHİSSELÂM
KÖLE
DİYE SATTILAR
"Yûsüf
aleyhisselâm", o kuyuya düştü ve,
Hemen Hak
teâlâyı başladı zikretmeye.
Onun
zikrettiğini işitince melekler,
Çevresinde
toplanıp, ona eşlik ettiler.
Sonra ilhâm
geldi ki Hak teâlâ katından:
(Yakında
kurtulursun elbet bu sıkıntıdan.
İlerde, hem
büyük bir mevkîye geleceksin.
Ve bu
yaptıklarını onlara diyeceksin.)
Velhâsıl
kardeşleri, Yûsüf'ün gömleğini,
Bir hayvanın
kanıyla bulayıp her yerini,
Ve o "kanlı
gömleği" ellerine alarak,
Döndüler
akşam eve, yalandan ağlıyarak.
Yâkub
aleyhisselâm, ağlama seslerini,
İşitip, sordu
hemen onlara sebebini.
Dediler: (Ey
babamız, kır yerine ulaştık.
Ve kendi
aramızda, bir yarış yapacaktık.
Dağıldık
bunun için hepimiz kır yerine.
Yûsüf'ü,
bekçi koyduk eşyâmız üzerine.
Biz bu yarış
işiyle meşgûl idik ki, o an,
"Kurt"
gelip yemiş onu, gâfil iken biz ondan.
Biz doğru
söyleyici olsak da hâlisâne,
İyi biliyoruz
ki, inanmazsın sen yine.
Lâkin
inanmıyorsan, işte "kanlı gömleği".
Zîrâ biz
bilemeyiz hiç yalan söylemeyi.)
Yâkub
aleyhisselâm, babalık şefkatiyle,
Yûsüf'ünü
düşünüp, ağladı göz yaşiyle.
Buyurdu ki: (Siz
bana nasıl söz vermiştiniz?
Hayır, fenâ
aldatmış sizi nefisleriniz.
Sizin bu
yaptığınız, hiç de gerçek değildir.
Ve lâkin bana
düşen, yine sabr-ı cemîldir.)
Yûsüf'ün
gömleğini sürdü yüz ve gözüne.
Lâkin hiç
rastlamadı onda yırtık izine.
Buyurdu: (Vallahi
o, ne şefkatli kurt imiş.
Yûsüf'üme
şefkati, sizlerden ziyâdeymiş.
Görmedim bu
kurt gibi merhametli birini.
Yûsüf'ümü
yemiş de, yırtmamış gömleğini.)
O kuyunun
içinde, geçince az bir zaman,
Hemen yakın
bir yerde, konakladı bir kervan.
Kervanbaşı,
su için gönderdi sakasını.
O da gelip,
kuyuya sarkıttı kovasını.
"Yûsüf
aleyhisselâm" sarılıp o kovaya,
Kova ile
birlikte, yükseldi yukarıya.
Saka onu
görünce, duydu büyük heyecan.
Sevinçle
bağırdı ki: (Müjde, işte bir civân!)
Birâderi "Yehûdâ"
var idi ki Yûsüf'ün,
Yemek
getiriyordu kuyuda ona her gün.
Lâkin o gün
gelince, Yûsüf'ü göremedi.
Koşup,
kardeşlerine durumu haber verdi.
Kardeşleri bu
hâli öğrenip Yehûdâ'dan,
Koşarak, o
kervâna yetiştiler arkadan.
Bir heyecan
içinde dediler ki onlara:
(Bu,
bizim kölemizdir, kaçmış tâ buralara.
İsterseniz
satarız size biz bu köleyi.
Ucuzdur,
hemen alıp terkedin bu ülkeyi.)
|