ŞİİRLERLE MENKIBELER

PEYGAMBERLER

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

10 - İSMÂİL ALEYHİSSELÂM

ŞEYTÂN REZÎL OLDU

 

Hiç yüz bulamayınca, la’în şeytân "Hâcer"den,

Rezîl rüsvây olarak, geri döndü o yerden.

 

“İhtiyâr” kılığına girerek aynı minvâl,

"Hazret-i İsmâil"in yanına geldi derhâl.

 

Dedi ki: (Ey İsmâil, bilir misin ki şu an,

Nereye götürüyor acabâ seni baban?)

 

Anlamadı o onun, bir Şeytân olduğunu.

Dedi: (Ziyâretine götürüyor dostunu.)

 

Şeytân, yemîn ederek, dedi ki: (Ey İsmâil!

Kesmeye götürüyor, ziyâret falan değil.)

 

Dedi ki: (Hiçbir baba, öldürür mü oğlunu?

Gördün mü sen ömründe, böyle şey olduğunu?)

 

La’în şeytân bu sefer, dedi ki İsmâil’e:

(Bunu, Allah emretti, belki de rüyâ ile.)

 

O dedi: (Bunu Allah emrettiyse eğer ki,

Buna, cân-ü gönülden râzıyım elbetteki.)

 

Ve sonra, babasına dedi ki: (Bu ihtiyâr,

İster ki versin bana, bir vesvese ve zarar.)

 

Buyurdu: (Ona taş at, uzaklaşsın bu yerden.)

İsmâil taş atınca, def olup gitti hemen.

 

Şeytân, "İsmâil"den de, hiç yüz bulamıyarak,

"Hazret-i İbrâhîm"e, yaklaştı son olarak.

 

Dedi ki: (Ey İbrâhîm, sen yanlış yapıyorsun.

Şeytân vesvesesiyle, hareket ediyorsun.

 

Bir “Rüyâ” üzerine, oğlunu boğazlama.

Sonra pişmân olursun, çaresi olmaz ama.)

 

Anladı lâkin onun, bir “Şeytân” olduğunu.

Şöyle cevap vererek, yanından kovdu onu:

 

(Bu, Rabbimin emridir, sen ise bir şeytân'sın.

İbrâhîm ve ehline, bir zarar yapamazsın.)

 

Bu cevâbı alınca, “rezîl oldu” bir daha.

Oradan uzaklaştı ve gizlendi bir dağa.

 

Oradan "vesvese"ler, vermeye etti devâm.

İsmâil’e hitâben, söyledi bâzı kelâm.

 

Dedi ki: (Ey İsmâil, şimdi kanın akacak.

Öleceksin, kabrin de içimde bulunacak.)

 

İsmâil, babasına arz etti ki o zaman:

(Şöyle şöyle bir sesler duyuyorum şu dağdan.)

 

Buyurdu ki: (Evlâdım, duyarım ben de, fakat,

Şeytândır o konuşan, etme ona iltifât.)

 

Sonra, “Buseyr dağı”na, iyice yaklaştılar.

O anda, göklerdeki melekler ağlaştılar.

 

Dediler: (Sübhânallah! Bir peygamber, oğlunu,

“Boğazlamak” üzere, getirdi şimdi o’nu.

 

Sabr-ü tahammülünü ziyâde et sen o’nun.

Zîrâ hiç tereddütsüz, emrine eğdi boyun.)

 

Velhâsıl Halîlullah, orada İsmâil’e,

Gördüğü rüyâları, anlattı tamâmiyle.

 

Ve sonra buyurdu ki: (İşte böyle evlâdım!

Seni kurbân etmeyi, Rabbimden emir aldım.

 

Ve seni, bu maksatla getirdim ben bu yere.

Bu bâbda fikrin nedir, ne diyorsun bu emre?)

 

Dedi ki: (Babacığım, ne derim ki bendeniz.

Beni boğazlamanı, emretti mi Rabbimiz?)

 

O, “Emretti” deyince onun bu suâline,

Sürûr” ve “Sevinç” doldu, İsmâil’in kalbine.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan