|
09 - LÛT ALEYHİSSELÂM
AZÂB GELİYOR
Lût kavmi, her geçen
gün, daha da azarlardı.
Ve kötülüklerine,
kötülük katarlardı.
Öyle çok daldılar ki,
zulüm ile günâha,
Toprak bile tahammül
edemez oldu daha.
Ve kendi lisâniyle,
niyâz etti nihâyet:
(Yâ Rabbî, sen bu kavmi,
azâbınla helâk et.)
O zaman Hak teâlâ,
emredip Cebrâil'e,
Görevlendirdi o'nu, bu
kavmin helâkiyle.
O dahî "İsrâfil"le,
"Azrâil"i alarak,
Gittiler ki, o kavmi
etsinler toptan helâk.
"Hazret-i İbrâhîm"e,
uğradılar ilk önce.
Melek olduklarını,
anladı ilk görünce.
Buyurdu:
(Ey Allah'ın elçileri,
siz acep,
Buraya, ne maksatla
geldiniz, nedir sebep?)
Dediler ki: (Bir kavim
var ki azgın ve âsî,
Onların helâkine
gönderdi Allah bizi.
Ateşte pişirilmiş
taşları yağdırarak,
Onları, teker teker
edeceğiz hep helâk.
Her taşta, bir kâfirin
ismi yazılmıştır ki,
O bir taşla olacak,
sâhibinin helâki.
Küfürde çok ileri
gittiler zîrâ onlar.
Onların günâhından, yer
bile oldu bîzâr.)
Halîlullah buyurdu:
(Onlar, Lût'un kavmidir.
Lâkin o, onlar gibi
zâlimlerden değildir.)
Dediler: (Yâ İbrâhîm, o
kavmin hepsini biz,
Kim kâfirdir, kim değil,
gâyet iyi biliriz.
Kurtuluş vereceğiz, biz
Lût ile kavmine.
Lâkin azâb gelecek,
ehlinden zevcesine.)
Üzüldü Halîlullah,
duyunca bu haberi.
İstedi ki, bu azâb
gelmeden dönsün geri.
Zîrâ çok merhametli bir
zâttı Halîlullah.
Ümit ediyordu ki,
affeder belki Allah.
Melekler dediler di:
(Emretti cenâb-ı Hak.
Azâb-ı ilâhîyle, olacak
hepsi helâk.
Zîrâ onlar, günâhta
gittiler çok ileri.
Bu azâb, duâ ile
çevrilmez artık geri.)
Hazret-i İbrâhîm'in,
yanından çıktı onlar.
Sedum şehrine doğru,
hemen yola çıktılar.
Parlak ve güzel yüzlü,
genç erkek sûretinde,
Vardılar o şehire, tam
da akşam vaktinde.
"Lût aleyhisselâm"ın,
iki kızı vardı ki,
Büyük olan, çeşmeden su
dolduruyor idi.
Gelenleri görünce, dedi
ki: (Acabâ
siz,
Niçin bu azgınların
diyârına geldiniz?
Sizi barındıracak kimse
yok, bir zât hâriç.
Ona da, bu husûsta
müsâde etmezler hiç.
O, misâfir ederdi
yabancıları, ancak,
Ona, bu alçak kavim,
bunu da etti yasak.)
Ve hemen babasını, koşup
etti haberdâr.
Dedi ki: (Babacığım, üç
tâne misâfir var.)
Lût Nebî, gelip gördü
güzel yüzlü gençleri.
Buyurdu ki:
(Nereden buldunuz siz bu
şehri?
Siz, benim bilmediğim,
yabancı gençlersiniz.
Bu günâhkâr kavime, acep
niçin geldiniz?)
Önce bildirmediler,
aslını onlar işin.
Dediler:
(Geldik sana, misâfir
olmak için.) |