ŞİİRLERLE MENKIBELER

PEYGAMBERLER

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

08 - İBRÂHİM ALEYHİSSELÂM

VEFÂTI

 

Henüz vefât etmeden, oğlu İsmâil'ini,

Çağırıp, yaptı o'na, en son vasiyyetini.

 

Buyurdu ki: (Ey oğlum, alnında parlıyan "nûr",

Son peygamber hazret-i Muhammed'in nûrudur.

 

Bize, ecdâdımızın şudur ki vasiyyeti:

"Çok iyi muhâfaza edin bu emâneti."

 

İşte, âhir zamanda gelecek o "Resûl"ün,

Nûru, senin alnında parlıyor şimdi bu gün.

 

Sen de, bu emânete ederek tam riâyet,

Onu, "temiz" ve "afîf" bir hanıma teslîm et.

 

Kendi evlâdına da, vasiyyet et ki yine,

"Nûr", temiz alınlardan, ulaşsın sâhibine.)

 

Bu vasiyyetten sonra, çıktı bir gün evinden.

Kilitledi kapıyı, âdeti üzre hemen.

 

Biraz sonra geldi ve içeri girdi tekrâr.

Gördü ki, odasında bir "yabancı kimse" var.

 

Buyurdu ki: (Ey kişi, sen kimsin, niye geldin?

Bu ev kilitli iken, sen nasıl girebildin?)

 

Dedi ki: (Senden başka, bir "Sâhip" vardır ki hem,

Her şey O'nun mülküdür, O'nundur cümle âlem.)

 

O zaman anladı ki, bu, "İns" ve "Cin" değildir.

Ve sorup öğrendi ki, "hazret-i Azrâil"dir.

 

Buyurdu: (Ey Azrâil, mü'minlerin rûhunu,

Ne şekilde alırsın, bir göster bana bunu.)

 

"Peki" deyip, "çok güzel" bir sûrete girerek,

Göründü bir an o'na, tebessüm eyliyerek.

 

Gönlüne sürûr doldu o yüzü gördüğünde.

Zîrâ böyle "güzel yüz", görmemişti ömründe.

 

Buyurdu ki: (Bir mü'min, ölürken, ona şâyet,

Yalnız bu gösterilse, eder ona kifâyet.

 

Fâcirlerin rûhunu, ne tarzda kabzedersin?

Mümkünse onu dahî, bana gösterir misin?)

 

"Peki" deyip, "iğrenç" ve "korkunç" şekle büründü.

Hazret-i İbrâhîm'e, bir de böyle göründü.

 

Bayıldı Halîlullah, onun iğrençliğinden.

Kendine geldiğinde, buyurdu şöyle hemen:

 

(Bir kâfir de ölürken, o kula cenâb-ı Hak,

Yalnız bunu gösterse, yeter "azâb" olarak.)

 

Buyurdu: (Ey Azrâil, gelmene sebep nedir?

"Rûhumu almaya" mı, yoksa "ziyâret" midir?)

 

Melekül mevt o zaman, arz etti o'na şunu:

(Eğer izin verirsen, kabzederim rûhunu.)

 

Buyurdu ki: (Kalbimde, bir "şüphe" vardır benim.

Bu şüpheden kurtulup, öyle ölmek isterim.

 

Ey Azrâil, Rabbime arz et ki benden şunu:

"Hiç bir dost, bir dostunun, alır mı ki rûhunu?")

 

Melekül mevt, o'nun bu suâlini, Allah'a,

Arz edip, geldi sonra yine Halîlullah'a.

 

Dedi ki: (Yâ İbrâhîm, buyurdu cenâb-ı Hak:

Hiç bir dost, bir dostuna, istemez mi kavuşmak?)

 

İşitti Halîlullah, bu cevâbı melekten.

Buyurdu: (Ey Azrâil, acele eyle hemen!

 

Çabuk gel de kavuştur, bu canımı Cânân'a.

"Ölüm"den daha güzel, "müjde" yok zîrâ bana.)

 

O böyle söyleyince, yaklaştı melekül mevt.

Ve mübârek rûhunu, kabz eyledi nihâyet.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan