|
08 - İBRÂHİM ALEYHİSSELÂM
FİLİSTİN'E HİCRETİ
"Sâre" ile
Hâcer'i, alıp bir
gün yanına,
Hicret etti Mısır'dan,
Filistin diyârına.
"Sebu" denen bir
yere yerleşti onlar,
fakat,
Kupkuru bir yer olup,
yok idi "su" ve "hayât".
Halîlullah burada, hemen
kazdı bir kuyu.
Öyle su fışkırdı ki, "tatlı"
ve "hoş"tu suyu.
Bir kaç gün olmuştu ki,
buralara geleli,
Bitti yanlarındaki
yiyecek ekmekleri.
İbrâhîm Halîlullah,
"yiyecek bulmak" için,
Heybesini alarak, yola
düştü ve lâkin,
O bölgeden şehire, yol
çok idi varmaya.
Varsa bile, "parası
yoktu" buğday
almaya.
Çâresizlik içinde,
geriye dönecekti.
Sâre ile Hâcer'e, lâkin
ne diyecekti?
Elindeki heybeye "kum-çakıl"
doldurarak,
Eve gelip uyudu, onu
yere koyarak.
Hemen hazret-i Sâre,
söyledi ki Hâcer'e:
(Heybeye
bak bakalım, getirmiş mi
zahîre?)
O da bakıp dedi ki:
(Buğday dolu tamâmen.)
Dedi ki: (Öyle
ise, ekmek yapalım
hemen.)
Buğdayın bir kısmını, "un"
yapıp oracıkta,
Ve sonra pişirdiler,
ekmekleri ocakta.
Sonra Halîlullah'ı,
gelip dâvet ettiler.
Dediler ki:
(Buyurun, tâze pişti
ekmekler.)
Halîlullah, sıcacık
ekmekleri görünce,
(Nereden un buldunuz?)
diye sordu hemence.
Bu suâle, ikisi, çok
hayret eylediler.
(Sen buğday getirdin
ya, ondan yaptık)
dediler.
Halîlullah bildi ki,
Rabbinin ihsâniyle,
Kum ve çakıl, "buğday"a
dönüşmüş tamâmiyle.
Bir kısmını ayırıp sonra
o zahîrenin,
"Zirâat"te
kullanıp, bir hayli oldu
zengin.
"Yarım milyon"dan
fazla, var idi
davarları.
Ova ve vâdileri
doldururdu malları.
Misâfiri olmadan,
oturmazdı sofraya.
Yok ise, bulmak için
çıkar idi sahrâya.
Yine bir defâsında,
vermişti bir ziyâfet.
"İkiyüz mecûsî"yi,
yemeğe etti dâvet.
Onlar gelip yiyerek, çok
teşekkür ettiler.
Ve o'na, bir yardımda
bulunmak istediler.
Dediler: (Ey İbrâhîm,
çok teşekkür ederiz.
Herhangi emrin varsa,
yapalım onu da biz.)
Buyurdu ki:
(Öyleyse, sizden bir
dileğim var.
Rabbime, bir kerecik
secde edin, o kadar.)
Hiç beklemiyorlardı
mecûsîler secdeyi.
Oturup, müşâvere
eylediler bu şeyi.
Zîrâ dâvet etmişti
îmâna daha önce.
Kabûl etmemişlerdi,
şaşırdılar böylece.
Dediler ki:
"Yalandan, yapalım
isteğini.
Memnûn etmiş oluruz,
böylece kendisini".
Secdeye kapandılar o
anda hepsi birden.
O ise "duâ etti",
onlar secdede iken:
(Yâ ilâhî, sendendir
kullarına hidâyet.
Şu ikiyüz kâfire,
müslümânlık nasîb et.)
O anda kabûl etti duâyı
cenâb-ı Hak.
Her birisi, secdeden
kalktı "mü'min"
olarak. |