|
08 - İBRÂHİM ALEYHİSSELÂM
MISIR'A HİCRET
"İbrâhîm Halîlullah",
Rabbinin emri ile,
Yaptı hazırlığını, "göç
etmek" gâyesiyle.
Kardeşinin oğlu "Lût"
ve zevcesi "Sâre"yi,
Alıp geldi Harrân'a,
terk ederek o yeri.
Harrân'da biraz kalıp,
sırf "Sâre"yi
alarak,
Geldi "Mısır"
iline, oradan ayrılarak.
O zamanlar Mısır'da,
vardı ki bir hükümdâr,
Çok da "ahlâksız"
idi, "zâlim"
olduğu kadar.
Var idi sınırlarda,
husûsî adamları.
Gözetip dururlardı,
giren ve çıkanları.
Eğer "güzel bir kadın"
görselerdi faraza,
Götürüp verirlerdi, o
alçak ahlâksıza.
"Hazret-i Sâre"nin
de, çok güzeldi cemâli.
Yok idi güzellikte, bir
eşi ve emsâli.
Adamlar o'nu görüp, çok
hayret eylediler.
Ve hemen tutuklayıp, ona
teslîm ettiler.
Sâre'nin cemâlini görür
görmez o azgın,
Sordu Halîlullah'a:
(Neyin olur bu kadın?)
Duymuş idi sultânın
"ahlâksız" olduğunu.
Bu yüzden söylemedi, ona
tam doğrusunu.
Ve "din kardeşliği"ni,
niyet edip, ânında,
"Kız kardeşimdir"
diye, söyledi cevâbında.
"Musallat olmak" için,
Sâre'ye o hayâsız,
Husûsî odasına çağırdı
o'nu yalnız.
O ise abdest alıp, hemen
durdu namâza.
Ve başladı Rabbine, duâ
ile niyâza:
(Yâ Rabbî, ben sana ve
Resûlüne inandım.
Bu kâfirin şerrinden,
sen bana eyle yardım.)
Ne zaman ki elini, o
uzattı Sâre'ye,
Birden "eli tutulup",
devrildi hemen yere.
Dedi: (Bana
duâ et, canlansın yine
elim.
Bundan sonra sana hiç
zarar vermiyeceğim.)
"Sâre" duâ
edince, kurtulup buldu
sıhhat.
Lâkin ikinci sefer, yine
oldu musallat.
Uzatınca elini, o'na
ikinci kere,
Eli "yine tutulup",
yıkıldı tekrâr yere.
Yine dedi: (Duâ
et, benim için Allah'a.
El uzatmıyacağım, sana
aslâ bir daha.)
"Sâre" duâ
eyledi, kavuştu
sıhhatine.
Lâkin üçüncü defâ,
musallat oldu yine.
Tekrâr "tutuldu eli",
yere yuvarlanarak.
Yine duâ istedi, Sâre'ye
yalvararak.
Üçüncü seferde de, o duâ
etti yine.
O zâlimin sıhhati, geldi
eski hâline.
Sonra serbest bıraktı o,
hazret-i Sâre'yi.
Hem de hibe eyledi, "Hâcer"
nâm câriyeyi.
Sâre geldi yanına,
hazret-i İbrâhîm'in.
Halîlullah sordu ki:
(Nicedir acep hâlin?)
Dedi: (Elhamdülillah,
hâlim iyi ve âlâ.
Beni, onun şerrinden
kurtardı Hak teâlâ.)
Hazret-i Hâcer'i de,
göstererek dedi:
(Bak!
Bunu da, ikimize
bahşetti cenâb-ı Hak.)
Asîl bir âileye, mensûb
idi bu "Hâcer".
Sonra "Zevcelik"
dahî, oldu o'na
müyesser.
Halîlullah, Hâcer'le
evlenerek sonradan,
Hem "hazret-i İsmâil"
dünyâya geldi o'ndan. |