|
08 - İBRÂHİM ALEYHİSSELÂM
DAĞLAR BİLE DAYANMAZ!
"İbrâhîm Halîlullah",
Nemrûd'un ateşine,
Atılıp da, havadan tam
düşerken içine,
"Cibrîl" ile "Mîkâil",
gelip o'nu tuttular.
Yavaşça indirerek, bir
yere oturttular.
Yanmadı Halîlullah,
Nemrûd'un ateşinde.
İstirâhat eyledi, "nûrdan
çadır" içinde.
Sâdece bağlarını yaktı
Halîlullah'ın.
Zîrâ emri, ateşe, böyle
idi Allah'ın.
Fışkırmaya başladı,
sonra tatlı bir "pınar".
Nağmeye başladılar,
"bülbül" ile "kumru"lar.
Nemrûd dahî, bir rüyâ
görerek o gün yine,
"Onun yanmadığı"nın,
kapılmıştı vehmine.
Bunu, erkânına da
anlatarak o zâlim,
Dedi: (Zannederim
ki, sağdır şimdi
İbrâhîm.)
Dediler: (Bu ateşe,
"dağlar bile" dayanmaz.
Böyle ateş içinde,
İbrâhîm nasıl yanmaz?)
Nemrûd yine dedi ki:
(Ne derseniz deyin siz.
Bana öyle gelir ki,
mağlûb olduk bunda biz.)
Yüksek bir yere çıkıp,
baktı merak içinde.
"Nûrdan bir çadır"
gördü, o ateşin içinde.
Halîlullah, yastığa
dayanmış oturuyor.
O'na benzer biri de,
o'na hizmet ediyor.
Hayret içerisinde,
seslendi: (Ey İbrâhîm!
Seni, böyle ateşten
kurtaran acabâ kim?)
O dahî seslendi ki, o'na
ateş içinden;
(Beni Rabbim kurtardı
senin bu ateşinden.)
O dedi: (Yâ İbrâhîm,
"büyükmüş" Rabbin senin.
Çıkıp ateş içinden,
yanıma gelir misin?)
Halîlullah çıktı ve
geldi o'nun yanına.
Nemrûd o'nu görünce,
kapandı ayağına.
Dedi ki: (Yâ İbrâhîm,
merak ettim bu işi.
Kimdi hem yanındaki,
sana benzer o kişi?)
Cevâben buyurdu ki:
(Melekti o gördüğün.
"Arkadaş olsun"
diye, gönderdi Rabbim
bugün.)
Dedi: (Senin Rabbini,
isterim ki bileyim.
Ve o'na, "dört bin"
adet, sığır kurbân
edeyim.)
Buyurdu ki: (Îmâna
gelmez isen sen eğer,
Senin kurbanlarına,
Rabbimiz vermez değer.)
Dedi ki: (Terk edemem,
mülk ve saltanatımı.
Ve lâkin keseceğim O'na
kurbanlarımı.)
"Dört bin" deve
ve sığır, kurbân edip
peşinden,
Sonra, îmân etmeyi
tasarladı içinden.
Lâkin mâni oldular,
yanındaki vezîrler.
(Biraz mühlet iste ve
meşveret et)
dediler.
O da mühlet istedi,
hazret-i İbrâhîm'den.
"Hârân" adlı
vezîrle, meşveret etti
hemen.
O dedi ki:
(Ey Nemrûd, yerin
tanrısıyız biz.
Nasıl gök tanrısına
kulluk edebiliriz?)
Böyle dediği için,
vezîri "Hârân" ona,
Yine nasîb olmadı,
gelemedi îmâna.
Bütün bunlara rağmen,
Nemrûd ve Keldânîler,
Çok az kimseler hâriç,
îmâna gelmediler.
Hattâ Halîlullah'a ve
îmân edenlere,
Başladılar ezâ ve ağır
işkencelere.
Dayanılmaz olunca,
küffârın eziyyeti,
Hak teâlâ onlara,
emreyledi hicreti.
|