|
08 - İBRÂHİM ALEYHİSSELÂM
KORKUNÇ ATEŞ
Nemrûd, "Halîlullah"ı,
atıp zindan içine,
Başladı daha sonra,
"ateş yakma" işine.
Onun tâlimâtiyle,
bağırdı bir münâdî:
(Herkes odun toplayıp,
şu yere yığsın haydi!
Bu, Nemrûd'un emridir,
her kişi taşıyacak.
Muhâlefet edenler, ateşe
atılacak.)
O putperest insanlar,
olsa da yaşlı, hasta,
Bunda, birbirleriyle
yarıştılar âdetâ.
Ve lâkin hayvânâttan,
sâdece "katır"
hâriç,
Bu iş için, tek odun
taşıyan olmadı hiç.
Onlar, kırk gün kırk
gece, taşıyıp odunları,
"Otuz metre"
boyunda, yığdılar hep
onları.
Sonra ateşlediler
Nemrûd'un emri ile.
Alevler, gökyüzüne
yükseldi birden bire.
Toplanmıştı oraya, büyük
bir kalabalık.
Zîrâ o'nu, ateşe
atacaklardı artık.
Nemrûd'un adamları,
toplanmışlar o sâat,
Bekliyorlardı o'ndan,
bir emir ve tâlimât.
(Haydi, o'nu getirin!)
dedi Nemrûd zâlimi.
Çıkardılar zindandan,
hazret-i İbrâhîm'i.
Ayağında "bukağı",
ellerinde "kelepçe",
Yürüdü o meydânda,
"arslan" gibi, erkekçe.
Zîrâ Hak teâlâya, "tevekkül"
ve "yakîn"in,
En yüksek zirvesinde
bulundukları için,
Onda, "korku"
yerine, vardı sanki
bir "sevinç".
Küffârın kısa aklı,
ermemişti buna hiç.
Bir rivâyete göre, Halîl
aleyhisselâm,
Bu işler olduğunda,
yaşı, "onaltı"ydı
tam.
Onu, ateş içine
atacaklardı, lâkin,
Ateşin yakınına
varabilmek ne mümkin?
Müşâvere ettiler, bu işi
ince ince,
Ki: (Nasıl
atacağız, o'nu ateş
içine?)
Zîrâ öyle "şiddetli"
ve "korkunç"
yanardı ki,
Havadaki kuşları yakardı
harâreti.
Oturup düşünürken bu işi
kara kara,
"Şeytân", fırsat
bilerek, yakın geldi
onlara.
Nemrûd, (Sen kimsin?)
diye sorduğunda
İblîs'e,
Dedi ki: (Senelerdir,
duâcıyım ben size.
Duydum ki, bir
"sihirbâz" kötüler
dîninizi.
Putları, "balta ile
kırarak" üzmüş sizi.
Atmayı istersiniz ateşe
şimdi onu.
Ve lâkin bilmezsiniz siz
bu işin yolunu.
İşte bu maksat ile,
geldim hizmetinize.
Bu işin usûlünü,
öğreteceğim size.)
Ve hemen bir "mancınık"
yaptı kendi eliyle.
Evvelâ "bir taş"
attı, tecrübe gâyesiyle.
Nemrûd ve putperestler,
bu mancınık fikrini,
Beğenip, hepsi tebrîk
ettiler kendisini.
Sonra "Halîlullah"'ı,
bir kaç kişi aldılar.
Getirip, mancınığa
sıkıca bağladılar.
Lâkin o, o sırada, başka
bir âlemdeydi.
"Aşk-i ilâhî" ile
kalbi yanar hâldeydi.
Rabbinin sevgisiyle,
geçmişti kendisinden.
Haberi olmamıştı,
mancınıktan, ateşten.
"Ateş", korkunç
seslerle, şiddetle
yanıyordu.
Alevleri, göklere doğru
uzanıyordu. |