|
08 - İBRÂHİM ALEYHİSSELÂM
ÂZER AMCASI İDİ
Hazret-i İbrâhîm'in,
vâlidesi Emîle,
"Târûh"
öldükten sonra, evlendi
"Âzer"
ile.
Hazret-i İbrâhim'e,
hâmileydi önceden.
Doğan erkek çocuklar,
öldürülürdü hemen.
O, iyi bildiğinden
Âzer'in şerrini de,
Korkuyordu, "Çocuğa bir
zarar verir" diye.
Ondan kurtulmak için,
bir gün dedi:
(Ey Âzer!
Bu benim karnımdaki,
"oğlan"
doğarsa eğer,
Hemen alıp, Nemrûd'a
teslîm et ki ânında,
Daha çok îtibârın olsun
o'nun yanında.)
Böyle deyip, şerrinden
halâs oldu bir müddet.
Doğumun zamanı da,
gelmiş idi nihâyet.
"Başından savmak" için,
doğum günü Âzer'i,
Dedi: (Ölüm
de olur doğumlarda
ekserî.
Bu yüzden korkuyorum,
sen git, puthâneye var.
Benim kurtulmam için,
duâ eyle ve yalvar.)
"Peki" deyip
çıktı o, bunu "mâkul"
görerek.
Puthâneye
kapanıp, çıkmadı akşama
dek.
O da çıkıp, "gizlice"
gitti bir mağaraya.
"Halîlullah",
orada teşrîf etti
dünyâya.
Böylece, "Nemrûd"
denen o zâlim
diktatörün,
Aldığı o tedbîrler,
boşuna gitti o gün.
Zîrâ o'nun mülkünü,
temelinden yıkacak,
"Resûl"ün
doğumundan, habersizdi o
alçak.
Annesi, çocuğunu, iyice
emzirdi ve,
Mağaranın ağzını kapatıp
döndü eve.
"Âzer"i,
birisiyle çağırttı
puthâneden.
O gelip, merak ile, "doğum"u
sordu hemen.
Dedi:
(Başın sağ olsun, "bir
oğlan" doğdu, fakat,
Çok "zayıf" olduğundan,
az sonra etti vefât.)
O'nun bu sözüne de,
kandı Âzer pek âlâ.
Zîrâ hıfz ediyordu,
onları Hak teâlâ.
Artık Âzer, her sabah,
puthâneye gidince,
O da, o mağaraya
gidiyordu gizlice.
Gerçi o, "emzirmeye"
gidiyordu oğlunu.
Lâkin parmaklarını emer
bulurdu o'nu.
Allah'ın kudretiyle,
o'nun parmaklarından,
Yağ, bal, hurma şırası,
süt gelirdi her zaman.
Oradan, hânesine
geldiğinde o tekrâr,
Korkunç bir sapıklığın
içindeydi insanlar.
Zîrâ halk, yıldızlara,
putlara tapıyordu.
Nemrûd
dahî, "İlâhlık"
iddiâ ediyordu.
İbrâhim Halîlullah,
ermeden bülûğuna,
Hak teâlâ "rüşd"
ile "hidâyet"
verdi o'na.
Allahü teâlânın verdiği
bu rüşd ile,
Başladı insanlara, "doğru
yolu" teblîğe.
Hattâ üvey babası "Âzer"
de putperestti.
Önce Ona söyleyip, îmâna
dâvet etti.
Dedi: (Ey
babacığım, putlar ilâh
olamaz.
Yalnız Hak teâlâya
yapılır duâ, niyâz.
Kendini korumaktan
âcizken bunlar hattâ,
Aklı olan, bunlara
tapınır mı hayâtta?
Bana tâbi olup da, îmân
edersen şâyet,
Senindir âhirette,
sonsuz olan seâdet.) |