|
06 - SÂLİH ALEYHİSSELÂM
YÜZÜ ÇOK GÜZELDİ
Hak teâlâ, çok nîmet
verdi Semûd kavmine.
Hepsi gark olmuşlardı,
dünyâ nîmetlerine.
Lâkin elleri ile putlar
îmâl ederek,
Taparlardı onlara,
"ilâh, tanrı" diyerek.
Dâvet etmesi için,
onları doğru yola,
Artık "Sâlih Nebî"yi,
gönderdi Hak teâlâ.
Dünyâya gelir gelmez
lâkin "Sâlih
peygamber",
Duyar oldu insanlar,
birtakım garip sesler.
Bir bayram gününde de,
eğlenirdi ki hepsi,
Bir ara, ağaçlardan ses
duydular cümlesi.
Allah'ın izni ile,
ağaçlar geldi dile.
Halkı îkâz ettiler, şu
kelimeler ile:
(Ey Semûd insanları,
niçin gaflettesiniz?
Niçin hakîkatleri, idrâk
edemezsiniz.
Ağaçlarınız ile, sizlere
Hak teâlâ,
Meyve ihsân ediyor,
senede iki defâ.
Daha nice nîmetler
etmişken size ihsân,
Siz, niçin buna karşı,
edersiniz hep isyân?
Size, bu nîmetleri,
Allah iken veren hep,
Putlara taparsınız siz
hâlâ, neden acep?)
Ağaçlardan bu sesi
duyunca bu kişiler,
Hepsini, balta ile bir
bir kesip biçtiler.
Sonra ehlî hayvanlar,
bağırdılar hep birden.
Dediler:
(Ey insanlar, vazgeçin
bu kibirden.
Ağaçların dediği, çok
doğru idi elbet.
Yalnız Hak teâlâya
yapılır her ibâdet.)
Bunu da işitince, daha
fazla azdılar.
O hayvanları dahî, tutup
boğazladılar.
Bağırmaya başladı, sonra
vahşî hayvânât.
Dediler ki:
(Ey kavim, etmeyin artık
inât.
İbâdet edilecek, yalnız
bir ilâh vardır.
O da, sizi yaratan
Allahü teâlâdır.
Siz niçin ağaç kesip,
hayvan öldürürsünüz?
Onlar doğru söyledi ve
lâkin siz körsünüz.)
Bunu dahî işitip, silâha
sarıldılar.
Onları vurmak için,
hayli kovaladılar.
Hayvanlar hem kaçıyor,
hem de şöyle diyordu:
(Yâ Rabbî, Semûd kavmi
sana hep âsî oldu.
Bilcümle nîmetleri, sen
verirken onlara,
Onlar, seni bırakıp,
tapıyorlar putlara.
Yaydılar yeryüzüne,
zulüm, fesat ve günâh.
Peygamberin Sâlih'le,
onları eyle ıslâh.)
Vaktâ ki "Sâlih Nebî"
geldi yedi yaşına,
Nûrlar saçılıyordu,
yüzünden etrâfına.
Yanakları kırmızı, beyaz
idi hem yüzü.
Konuşması fasîh ve tatlı
idi her sözü.
Kavminin sevgisini
kazandı büyüdükçe.
Herkesin hayrânlığı,
arttı ona gittikçe.
Hele yirmi yaşına
girince "Sâlih Nebî",
Parlardı nûr cemâli,
"Ondördüncü ay" gibi.
Onun güzelliğini, dil
ile anlatmaya,
Güç yetmezdi hem dahî,
cemâline bakmaya.
Otuz yaşında ise, ilim,
hikmet, sekîne,
Gibi üstün vasıflar
verildi kendisine. |