|
06 - SÂLİH ALEYHİSSELÂM
SEMÛD KAVMİ
"Sâlih
aleyhisselâm",
teşrîf etti dünyâya.
Nûh aleyhisselâmın
dînini etti ihyâ.
Ne zaman ki Âd kavmi,
şiddetli rüzgâr ile,
Helâk olup, kâfirler
mahvoldu tamâmiyle,
O zaman "Hûd Nebî"ye
îmân eden mü'minler,
Kurtulup, o diyârı,
acele terk ettiler.
Onlardan birisi de, "Semûd"
idi ki, bu zât,
Nûh aleyhisselâmın
neslinden idi bizzât.
Bu zâtın torunları,
seneler sonra yine,
Geldiler "Hûd Nebî"nin
kavminin mahalline.
Yâni Semûd evlâdı,
vaktiyle helâk olan,
Âd kavminin yurduna
yerleştiler sonradan.
Önce tek kabîleden
ibâret iken bunlar,
Sonradan çoğalarak, bir
topluluk oldular.
Tıpkı Âd kavmi gibi, bu
insanlar da yine,
Zamanla gark oldular,
dünyâ nîmetlerine.
Dağları, kayaları oyarak
birer birer,
Tepeler üzerinde, evler
binâ ettiler.
Sert taşları oyarak,
yaparlardı evleri.
Taş oymacılığında,
gittiler çok ileri.
Yaptılar düzlükte de,
çok saraylar ve köşkler.
Yetiştirdiler hattâ, çok
bağlar ve bahçeler.
Oldu her birisinin, çok
dünyâ nîmetleri.
"Üçyüz" yâhut "bin
sene", ömür sürdü
herbiri.
Önce, bu nîmetlere
şükrederlerken bunlar,
Sonra bunu terkedip,
zevk sefâya daldılar.
Kabîle reîsleri başta
olmak üzere,
Adam öldürürlerdi, zulüm
ve haksız yere.
O kavmin içindeki bâzı
mü'min kimseler,
Onları bu işlerden, men
etmek istediler.
Dediler:
(Âd kavmi de, yapmıştı
böyle isyân.
Lâkin helâk oldular,
kalmadı sağ bir insan.
Siz dahî onlar gibi,
zulüm yapıyorsunuz.
Korkarım bu sebepten,
siz de yok olursunuz.)
Onlar bunu dinleyip,
dediler ki cevâben:
(Evet,
helâk oldular Âd kavmi
hakîkaten.
Lâkin o insanların,
yoktu sağlam evleri.
Kum üzerinde olup,
çürüktü temelleri.
Bu yüzden sert bir
rüzgâr esince
birdenbire,
Onların evlerini,
kolayca yıktı yere.
Lâkin biz, kayaları,
taşları oyuyoruz.
Kapıları demirden
hâneler yapıyoruz.
Bizim evlerimize, te'sîr
etmez o rüzgâr.
Çok şiddetli esse de,
veremez yine zarar.)
Mü'minler, bu cevâbı
alıp o kimselerden,
Vazgeçtiler onlara böyle
nasîhatlerden.
Çünkü onlar, isyânda
gitmişti çok ileri.
Aslâ dinlemezlerdi,
böyle güzel sözleri.
"Cendâ bin Amr"
idi ki, reîsleri bu
kavmin,
Toplanıp, huzûruna
gittiler bu kimsenin.
Dediler:
(İbâdet ve secde
edeceğimiz,
Çok muazzam tanrılar
yapmak istiyoruz biz.
Öyle ki, ne Âd kavmi, ne
de Nûh'un kavminde,
Böyle büyük bir tanrı,
olmasın hiçbirinde.)
|