|
05 - HÛD ALEYHİSSELÂM
BEN DEĞİL, SİZ
DELİSİNİZ!
"Üç sene" müddet ile
devâm eden "Kuraklık",
Sebebiyle, Hûd kavmi
perîşân oldu artık.
"Hûd Nebî",
bakarak bu îkâz-ı
ilâhîye,
Hep ümîd ediyordu "Îmân
ederler" diye.
Bu yüzden teblîğine hep
devâm ediyordu.
"Belki îmân ederler
bu sebeple" diyordu.
Ve lâkin umduğunun tam
aksine olarak,
Yine inanmadılar, daha
uzaklaşarak.
Hattâ bu kuraklığa, o
sebep oldu diye
Daha fazla düşmanlık
yaptılar "Hûd Nebî"ye.
Kendi aralarında
toplanıp bu kâfirler,
"Onu öldürmek"
için kat'î karâr
verdiler.
Dediler: (Bunun için,
kendisine gidelim.
Ona, çok güç şeyleri,
"Yap" diye söyliyelim.
O da yapamayınca,
herkese diyelim ki,
Gördünüz mü, işte Hûd
bir "Yalancı"
belli ki.
Bize söyledikleri sözler
de hepsi yalan.
Bizi. yalan sözlerle
aldatıyor durmadan.
Herkesi, aleyhine böyle
tahrîk edelim.
Sonra da, üzerine
saldırıp öldürelim.)
Bu niyetle birleşip ve
yola koyuldular.
Az sonra, "Hûd Nebî"nin
huzûrunda oldular.
Dediler ki:
(Peygamber olduğun doğru
ise,
Bunun isbâtı için,
mûcize göster bize.)
Böyle teklîf etmekten
kâfirlerin maksadı,
Gûyâ
Hûd Peygamberi zor
duruma sokmaktı.
Buyurdu: (Nasıl olsun
mûcize ey insanlar?)
Dediler: (Emrin ile, yön
değiştirsin rüzgâr.)
Rabbimiz buyurdu ki Hûd
Nebîye o ara:
(Ne tarafa istersen,
işâret et rüzgâra.)
"Hûd Nebî", eli
ile bir işâret ederdi.
Rüzgâr, ânî olarak o
cihete dönerdi.
Onlar, bu mûcizeyi
gördülerse de ondan,
Yine inanmadılar kuru
inâtlarından.
Sonra bir "Dağ"
vardı ki, sert kayalıktı
fakat.
Bu sebeple, üstünde
bitmezdi ot ve nebât.
Dediler: (Peygambersen,
duâ et de Rabbine,
Kayalar ufalanıp, gelsin
toprak hâline.)
Duâ etti, bir anda "Toprak"
oldu kayalar.
Çiçeklerle donandı sonra
da o ovalar.
Kayalar yumuşayıp, geldi
de toz hâline,
Onların taş kalpleri
yumuşamadı yine.
Dedikleri olunca, o
kâfirler, yeniden,
Mûcize istediler bir
daha Hûd Nebî'den.
Dediler: (Peygambersen,
duâ et de Rabbine,
Koyunların yünleri,
gelsin ipek hâline.)
Hûd Peygamber, edince
Rabbinden bunu dilek,
Koyunların yünleri, bir
anda oldu "İpek".
Bu mûcizeyi dahî görüp o
nasîbsizler,
Yine inâtlarından îmâna
gelmediler.
Dediler ki:
(Biz yine inanmıyoruz
sana.
Delilik ârız olmuş zîrâ
senin aklına.)
"Hûd Nebî", bu sözlerle
gadaba geldi o an.
Buyurdu ki: (Ben
değil, sizsiniz deli
olan.) |