|
05 - HÛD ALEYHİSSELÂM
AZÂB BELİRTİLERİ
"Hûd Peygamber",
kavmini çok edip dîne
dâvet,
Onlar da, etmeyince
dâvetine icâbet,
İyice anladı ki, bunlar
îmân etmezler.
"Vâdî-yi Nûh"
denilen yere gitti bu
sefer.
Orada abdest alıp, yirmi
rekât bir namâz,
Kılıp, Hak teâlâya
eyledi duâ, niyâz.
Dedi ki: (Sen
her şeyi biliyorsun
ilâhî!
Teblîğ ettim bunlara her
şeyi bizâtihî.
Açlık ve kıtlık ile
korkuttum onları ben.
İçlerinde inanan olmadı
buna rağmen.
İlâhî, sen kavmime nasîb
eyle hidâyet.
İnanmıyacaklarsa,
azâbınla helâk et.
Öyle bir azâb ile helâk
et ki yâ Rabbî!
Helâk olmuş olmasın bir
kavim bunlar gibi.)
Kabûl etti Rabbimiz onun
bu duâsını.
Gönderdi yavaş yavaş
onlara azâbını.
"Üç sene" müddet
ile, yağmaz oldu
yağmurlar.
Nehirler akmaz oldu hem
kurudu pınarlar.
Ağaçlar ve meyveler, hep
sarardı ve soldu.
Meşhûr "İrem bağları",
tez zamanda yok oldu.
Hırpaladı onları bu
kıtlık ve kuraklık.
Hattâ yeşil bir ota,
rastlanmaz oldu artık.
Bir damlacık su ile, bir
lokmacık ekmeğe,
Muhtâc
olup, açlıktan
başladılar ölmeye.
Bunaltıcı, çok sıcak
rüzgâr esiyordu hep.
Göz gözü görmüyordu
savrulan tozdan sebep.
Herkes, ağızlarını
güçlükle açıyordu.
Hepsi, zor ve perîşân
hâlde bulunuyordu.
"Hûd Peygamber", kavmine
derdi ki o aralar:
(Gelecek o azâbın
belirtisidir bunlar.
Ve çekmiş olduğunuz bu
belâ ve musîbet,
Hep îmân etmemenin
netîcesidir elbet.
Bu inâttan vazgeçip,
inanırsanız eğer,
Kalkar üzerinizden bu
sıkıntılı hâller.)
Lâkin inanmadılar yine
de "Hûd Nebî"ye.
Ve hattâ kendisini
kalktılar öldürmeye.
Ama bu musîbetler,
günden güne artarak,
Dayanılmaz bir hâle
gelmişti son olarak.
İnsanlar birleşerek, "Hûd
Nebî"ye geldiler.
Bu sıkıntılarını ona arz
eylediler.
Dediler ki: (Sen emîn,
doğru sözlü kişisin.
Ve iyilik sâhibi,
yardımsever birisin.
Duâ et, beldemize
yağmurlar yağsın artık.
Bolluk bereket gelip,
son bulsun bu kuraklık.)
"Hûd Nebî", cevâbında
buyurdu: (Ey
kimseler!
Peki, benim duâmla
yağmurlar yağsa eğer,
Bu bâtıl yolunuzdan geri
döner misiniz?
Ve inâdı bırakıp, îmân
eder misiniz?)
Hûd
aleyhisselâmın bu
teklîfine, o an,
"Peki"
diyemediler yine
inâtlarından.
Ve râzı oldular da "Kıtlık"
musîbetine,
Yine de girmediler Hûd
Nebî'nin dînine.
Suratlarını asıp, oradan
ayrıldılar.
İnanmak şerefinden yine
mahrûm kaldılar. |