|
04 - NÛH ALEYHİSSELÂM
ONA İNANMADILAR
"Nûh nebî"yi,
peygamber edince cenâb-ı
Hak,
Tamâmen yoldan çıkıp,
azmış idi cümle halk.
İçki, kumar ve zinâ,
zulüm, hîle, haksızlık,
Sarmış idi her yanı,
fecî bir ahlâksızlık.
Nûh Nebî, önceleri "gizliliğe"
riâyet,
Ederek, insanları eyledi
Hakka dâvet.
Yılmadan, gece gündüz
gayret sarf ettiyse de,
İnanan olmamıştı
kendisine yine de.
Zîrâ o ahlâksızlar, o'na
inansalardı,
"Nefsî arzûları"nı
yapamıyacaklardı.
Bayramları vardı ki,
onların senede bir,
O gün toplanırlardı,
kadın erkek, genç ve
pîr.
Putlarının önünde,
binlerce "kurbân"
kesip,
İbâdet ederlerdi, onlara
secde edip.
Sonra içki içerek, çalıp
oynuyorlardı.
Türlü ahlâksızlık ve
zinâ yapıyorlardı.
Nûh aleyhisselâm da,
gitti bayram yerine.
(Bana yardım et)
diye, duâ etti Rabbine.
Yüksek bir yere çıkıp,
seslendi ki:
(Ey kavmim!
Beni, peygamber yapıp,
gönderdi size Rabbim.
Allah’ın birliğine
ederim sizi dâvet.
Hakîkî mâbûd O'dur, O'na
yapın ibâdet.
Bu putlar, gerçek mâbûd
değildir tapılacak.
Sâdece Allah vardır,
ibâdet yapılacak.)
O böyle söyleyince, o
putlar, birdenbire,
Oldukları yerlerden,
devrilip düştü yere.
Hükümdâr "Dermesil"
de, duydu ve gördü bunu.
Sordu adamlarına, o'nun
kim olduğunu.
Dediler: (Ey hükümdâr,
o, bizim kavmimizden,
İse de, son zamanlar
ayrıldı fikrimizden.
Önce, "aklı başında"
kişiyken gâyet iyi,
Sonradan ne olduysa,
aklını etti zâyi.
"Peygamber"
olduğunu, başladı
iddiâya.
Onu bildirmek için,
şimdi gelmiş buraya.
Yâni o, bir "deli"dir,
tutulmuş bu illete.
Bu yüzden böyle şeyler
söylüyor bu millete.)
Dermesil
sordu yine:
(Peki o, ne söylüyor?)
Dediler ki: (Dînine,
bizi dâvet ediyor.
Diyor ki: "Allah birdir,
O'na edin ibâdet".
Bizi, inandırmaya ediyor
şimdi gayret.)
"Dermesil" çok
kızarak, dedi ki: (Öyle
ise,
Yakalayıp getirin o
şahsı önümüze.)
Adamları, bir anda o'nu
yakalıyarak,
Dermesil'in
önüne getirdiler
çabucak.
Dedi: (Sen kimsin böyle,
sana yazıklar olsun.
Bizi, putlarımızdan
ayırmak istiyorsun.)
Buyurdu:
(Adım Nûh'tur, Allah’ın
Resûlüyüm.
Tek Allah’a îmâna, sizi
çağırıyorum.
Taptığınız o putlar,
değildir mâbûd-u hak.
Sâdece Allah vardır,
ibâdete müstehak.)
O dedi: ("Deli" isen,
tedâvi ettirelim.
Yok eğer "fakîr" isen,
sana yardım edelim.)
Buyurdu:
(Ne deliyim, ne de fakîr
bir kimse.
Allah’ın emri ile,
peygamber geldim size.
İstediğim, sâdece şudur
ki benim yalnız:
Allah’a îmân edip, O'na
kulluk yapınız.)
Dedi ki: (Bugün bayram
olmasa idi şâyet,
Seni, pek şiddetlice,
öldürecektim elbet.) |