|
02 - ŞÎT ALEYHİSSELÂM
ALLAH'IN HEDİYESİ
Ne zaman ki Hâbil'i,
Kâbil öldürdüğünde,
Çok üzüldü babası, gelip
de gördüğünde.
Tesellî etmek için,
Rabbimiz Onu bizzât,
Sonradan kendisine,
ihsân etti bir evlât.
"Allah’ın hediyesi",
olan bu evlâdını,
Çok sevip, bu mânâda, "Şît"
koymuştu adını.
Hem bütün çocukları,
biri kız, biri erkek,
Hep "ikiz"
doğuyorken, bu geldi
dünyâya tek.
Habîbullahın
"Nûr"u, kendi
alnından, buna,
Geçince, muhabbeti çok
oldu bu oğluna.
Diğer evlâtlarından, Onu
üstün ve azîz,
Tutarak, Onu yaptı
onlara hâkim, reîs.
Bilcümle ilimleri ve
ilâhî sırları,
Ona, bizzât kendisi
öğretti ayrı ayrı.
Vaktâ
ki Âdem Nebî, göç etti
bu dünyâdan.
"Şît"i peygamber
yaptı Hak teâlâ o zaman.
Ve Ona, "elli suhuf"
gönderdi ki, içinde,
Çok ilimler var idi,
emirler hâricinde.
Meselâ fizik, kimyâ,
matematik ve hattâ,
Bilgiler mevcûd idi çok
çeşitli san'atta.
"Şît peygamber",
ekserî Şam'da
oturuyordu.
İnsanları îmâna, hakka
çağırıyordu.
Geçirdi bu dünyâda, "dokuzyüz"
senesini.
Bin tâne şehir kurup,
îmâr etti hepsini.
Çocuk ve torunları,
seâdetli bir hayât,
Yaşayıp, ederlerdi çok
ibâdet ve tâat.
Yoktu aralarında, kin,
haset ve düşmanlık.
Müreffehti herbiri, hiç
yoktu perîşânlık.
"Emr-i mâruf"
yapardı, her kişi
diğerine,
Allah’ın emirleri, hep
gelirdi yerine.
Onları doğru yoldan
çıkarmak için, her an,
Uğraşıp, her hîleyi
denerdi lâ'in şeytân.
Lâkin yine muvaffak
olamıyordu aslâ.
Emr-i mâruf yapardı,
çünkü onlar ihlâsla.
Kâbil'in evlâdıyse,
bunların hâricinde,
Yaşarlardı küfür ve bir
sapıklık içinde.
Allah’ın emri ile, "Şît
Nebî" en nihâyet,
Gidip o azgınları, îmâna
etti dâvet.
Lâkin küfürlerinde
edince inât, ısrâr,
Üstlerine yürüyüp,
onlarla savaştılar.
Hattâ kılıç kullandı, "Şît
Nebî" o gazâda.
O'dur peygamberlerden,
ilk kılıç kullanan da.
Sonradan babasıyle
birleşerek hem dahî,
Taş ve balçık kullanıp,
binâ etti "Kâbe"yi.
Resûlullahın "Nûr"u,
Onda idi emânet.
Alnında, "yıldız" gibi
parlıyordu be gâyet.
Âdem aleyhisselâm,
hayâtının sonuna,
Gelince, "Şît Nebî"yi,
çağırdı huzûruna.
Buyurdu ki:
(Ey oğlum, alnında
parlıyan nûr,
Son peygamber Muhammed
Mustafâ’nın nûrudur.
Onu, temiz ve afîf
hanımlara teslîm et.
Sen dahî evlâdına, böyle
eyle vasiyyet.)
Hepsi, babalarının tutup
vasiyyetini,
Çok iyi korudular, bu "Nûr"
emânetini.
Hep mü'min alınlardan
geçerek o "Nûr"
yine,
Ulaştı en nihâyet,
hakîkî sâhibine. |