|
01 - ADEM ALEYHİSSELÂM
01 - Hâbil ve Kâbil
O SANA HELÂL DEĞİL
"Âdem aleyhisselâm" ve
"Havvâ vâlidemiz",
Evlenip, çocukları
oluyordu hep ikiz.
Onlar da oluyordu biri
kız, biri erkek.
Sâdece istisnâen, "Şît
Nebî" doğmuştu tek.
İlk doğan, "Kâbil"
ile, Onun kız
kardeşiydi.
İkincisi, "Hâbil"
ve Onun ikiz eşiydi.
Âdem aleyhisselâm,
Allah’ın emri ile,
Evlendirmek istedi,
onları birbiriyle.
Hâbil'in
ikiziyle, Kâbil
evlenecekti.
Onun ikizini de, Hâbil'e
verecekti.
O dinde, iki kardeş
evlenebiliyordu.
Fakat ayrı batından
olmak gerekiyordu.
Aynı batında doğan bir
kızla, bir erkeğin,
Evlenmesi harâmdı,
böyleydi o günkü din.
Kâbil'in kız kardeşi,
Hâbil'in kardeşinden,
Güzel olduğu için, Kâbil
kızdı içinden.
Ve hemen babasına, gidip
etti îtirâz.
Dedi: (Niçin
Hâbil'e tanıyorsun
imtiyâz?
Benim ikiz kardeşim,
mâdem ki daha güzel,
O kıza ben lâyıkım
Hâbil'den daha evvel.
Fazla güzel değilken,
Hâbil'in kız kardeşi,
Niçin bana verirsin,
anlamadım bu işi.
Benim kız kardeşimdir
güzel olan, bilirsin.
Onu, bana değil de,
niçin Ona verirsin?)
Âdem aleyhisselâm,
buyurdu ki Kâbil'e:
(O, sana helâl değil,
Allah’ın emri böyle.)
Çok îzâh ettiyse de
babası Ona bunu,
İnanmadı Allah’ın bir
emri olduğunu.
İhtilâf, günden güne
büyüyünce, nihâyet,
Âdem Nebî, bu işi
çözmeye etti gayret.
Buyurdu:
(Birer kurbân adayınız
öyleyse.
O zaman belli olur,
hanginiz haklı ise.)
"Çobanlık" işi ile
meşgûldü Hâbil o gün.
En kıymetli "Koç"unu,
gidip seçti sürünün.
Kâbil'se, "Rençberlik"le
iştigâl ettiğinden,
Bir bağ "Buğday"
getirdi, gidip
kötülerinden.
Sonra âdem Nebî'nin,
uyup tavsiyesine,
Götürdüler onları, bir
dağın tepesine.
Zîrâ o zamanlarda, vardı
ki şöyle âdet:
İnsanlar arasında olursa
muhâlefet,
Hemence birer kurbân
adardı iki taraf.
Hak teâlâ katından,
hallolurdu ihtilâf.
Şöyle ki, haklı olan
kimseye âit adak,
Gökten inen ateşle, yok
olurdu yanarak.
Onlar da, adakları o
yere koyar koymaz,
Gök yüzünden oraya, bir
ateş indi beyaz.
Ve Hâbil'in kurbânı
yanınca o ateşte,
Anlaşıldı ki Kâbil
haksız idi bu işte.
Haksızlığı meydâna
çıkmasına mukâbil,
Buna îtirâzını, sürdürdü
yine Kâbil.
Sırf nefsine uyarak, o
inâd ediyordu.
Bütün bunlara rağmen, "Ben
haklıyım" diyordu.
Ve kalbinden, Hâbil'e
kızarak için için,
Kötü şeyler düşündü,
sonunda Onun için.
Bu kıskançlık ve nefret,
yakıyordu içini.
Öldürmeyi düşündü, gidip
bu kardeşini.
Ve Hâbil'e giderek, dedi
ki:
(Beni dinle.
Seni öldüreceğim,
söylüyorum yemînle.) |