ŞİİRLERLE MENKIBELER

PEYGAMBERLER

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

01 - ADEM ALEYHİSSELÂM

01 - Hâbil ve Kâbil

O SANA HELÂL DEĞİL

 

"Âdem aleyhisselâm" ve "Havvâ vâlidemiz",

Evlenip, çocukları oluyordu hep ikiz.

 

Onlar da oluyordu biri kız, biri erkek.

Sâdece istisnâen, "Şît Nebî" doğmuştu tek.

 

İlk doğan, "Kâbil" ile, Onun kız kardeşiydi.

İkincisi, "Hâbil" ve Onun ikiz eşiydi.

 

Âdem aleyhisselâm, Allah’ın emri ile,

Evlendirmek istedi, onları birbiriyle.

 

Hâbil'in ikiziyle, Kâbil evlenecekti.

Onun ikizini de, Hâbil'e verecekti.

 

O dinde, iki kardeş evlenebiliyordu.

Fakat ayrı batından olmak gerekiyordu.

 

Aynı batında doğan bir kızla, bir erkeğin,

Evlenmesi harâmdı, böyleydi o günkü din.

 

Kâbil'in kız kardeşi, Hâbil'in kardeşinden,

Güzel olduğu için, Kâbil kızdı içinden.

 

Ve hemen babasına, gidip etti îtirâz.

Dedi: (Niçin Hâbil'e tanıyorsun imtiyâz?

 

Benim ikiz kardeşim, mâdem ki daha güzel,

O kıza ben lâyıkım Hâbil'den daha evvel.

 

Fazla güzel değilken, Hâbil'in kız kardeşi,

Niçin bana verirsin, anlamadım bu işi.

 

Benim kız kardeşimdir güzel olan, bilirsin.

Onu, bana değil de, niçin Ona verirsin?)

 

Âdem aleyhisselâm, buyurdu ki Kâbil'e:

(O, sana helâl değil, Allah’ın emri böyle.)

 

Çok îzâh ettiyse de babası Ona bunu,

İnanmadı Allah’ın bir emri olduğunu.

 

İhtilâf, günden güne büyüyünce, nihâyet,

Âdem Nebî, bu işi çözmeye etti gayret.

 

Buyurdu: (Birer kurbân adayınız öyleyse.

O zaman belli olur, hanginiz haklı ise.)

 

"Çobanlık" işi ile meşgûldü Hâbil o gün.

En kıymetli "Koç"unu, gidip seçti sürünün.

 

Kâbil'se, "Rençberlik"le iştigâl ettiğinden,

Bir bağ "Buğday" getirdi, gidip kötülerinden.

 

Sonra âdem Nebî'nin, uyup tavsiyesine,

Götürdüler onları, bir dağın tepesine.

 

Zîrâ o zamanlarda, vardı ki şöyle âdet:

İnsanlar arasında olursa muhâlefet,

 

Hemence birer kurbân adardı iki taraf.

Hak teâlâ katından, hallolurdu ihtilâf.

 

Şöyle ki, haklı olan kimseye âit adak,

Gökten inen ateşle, yok olurdu yanarak.

 

Onlar da, adakları o yere koyar koymaz,

Gök yüzünden oraya, bir ateş indi beyaz.

 

Ve Hâbil'in kurbânı yanınca o ateşte,

Anlaşıldı ki Kâbil haksız idi bu işte.

 

Haksızlığı meydâna çıkmasına mukâbil,

Buna îtirâzını, sürdürdü yine Kâbil.

 

Sırf nefsine uyarak, o inâd ediyordu.

Bütün bunlara rağmen, "Ben haklıyım" diyordu.

 

Ve kalbinden, Hâbil'e kızarak için için,

Kötü şeyler düşündü, sonunda Onun için.

 

Bu kıskançlık ve nefret, yakıyordu içini.

Öldürmeyi düşündü, gidip bu kardeşini.

 

Ve Hâbil'e giderek, dedi ki: (Beni dinle.

Seni öldüreceğim, söylüyorum yemînle.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan