|
01 - ADEM ALEYHİSSELÂM
ŞEYTÂNIN ÖNCEKİ HÂLİ
Önceden "Azâzil"di,
İblîs'in asıl adı.
Cinlerin babasıdır, "ateş"ten
yaratıldı.
Ateşin, "nûr"
kısmından yaratıldı
melekler.
"Duman" kısmından
ise, halk olundu
cinnîler.
Melekler, nûrlu olup,
başladılar tâate.
Cinler ise girdiler,
günâh ve şekâvete.
Azâzil,
"Cin"
olarak halk olundu
aslında.
Lâkin hep bulunurdu,
melekler arasında.
Hattâ öyle çok ilmi
vardı ki bu kimsenin,
Hocası olmuş idi, cümle
melâikenin.
Ve yedi kat göklerde
mevcûd olan melekler,
İlim ve ibâdette, ona
gıbta ettiler.
Arş altında, yâkuttan
minberde otururdu.
Melekler, karşısında el
bağlayıp dururdu.
Etrâfında, o kadar melek
toplanırdı ki,
Sayılarını ancak, Hak
teâlâ bilirdi.
Böylece, meleklere
ederdi hep nasîhat.
İminden istifâde
edilirdi her sâat.
Vaktâ
ki yerlerin ve göklerin
idâresi,
O'na bırakılınca, "kibir"
sardı İblîs'i.
Ve şöyle düşündü ki
hemen kendi kendine:
"Bu makâm verilirse,
benden gayri birine,
O ânda vazgeçerim,
Allah’a ibâdetten.
Zîrâ yok bir kişi ki,
üstün olsun o benden.
Yapamaz hiç bir kimse
benim yaptığım işi.
Çünkü yok yer ve gökte,
benden üstün bir kişi."
Böyle kibirlenince "Azâzil"
bu husûsta,
Melekler, şu yazıyı
gördü Levhil-mahfûzda:
(Allah’a yakın biri,
gadaba uğrayarak,
Tard
olunur, kovulur, hem de
sonsuz olarak.)
Melekler, bu yazıyı
görüp kederlendiler.
Acele "Azâzil"in,
huzûruna geldiler.
Dediler ki: (Birine,
gelecekmiş bir belâ.
Duâ et, onu bize
vermesin Hak teâlâ.)
Azâzil,
cevâbında dedi ki:
(Ey melekler!
O belâ size gelmez,
etmeyin fazla keder.
Zîrâ ben, o yazıyı
görürdüm çoktan beri.
Ve lâkin demiyordum,
kimseye bu haberi.)
Melekler duâ için, fazla
ısrâr edince,
"Peki" deyip,
onlara duâ etti bir
nice:
(Yâ Rabbî, bu belâdan
koru meleklerini.)
Dedi ve gurûrundan,
söylemedi kendini.
Bu belâyı, kendine
yaklaştırmıyordu hiç.
Bunun için duâdan,
kendini tuttu hâriç.
Ve dedi: (Yâ ilâhî,
yazıda kastedilen,
Bu kişi kim acabâ
kullarının içinden?)
Hak teâlâ buyurdu:
(O, öyle biridir ki,
Veririm o kuluma, nice
nîmetlerimi.
O ise, bir emrime itâat
etmez benim.
Ben de onu huzûrdan,
ebedî tard ederim.)
İblîs dedi: (O kulu,
göster bana ilâhî!
Ben, onun cezâsını
vereyim bizâtihî.)
Hak teâlâ buyurdu:
(Pek yakında görürsün.)
Bu hâdiseden sonra,
geçmedi fazla bir gün.
Bin yıl secde ettiği
yerden kalktı nihâyet.
Gördü Levhil-mahfûzda:
(İblîse olsun lânet.) |