|
01 - ADEM ALEYHİSSELÂM
ÇAMUR OLUP KURUDU
Allah, "Âdem Nebî"nin
toprağını, o zaman,
Çeşitli safhalardan
geçirip yaptı "İnsan".
Emretti, o toprağa "Hava"
koydu Cebrâil.
"Ateş" ilâve
etti, daha sonra Mîkâil.
Ve yetmiş bin meleğe
emretti daha sonra.
"Su" getirip
döktüler, her biri o
çamura.
Bir müddet yerde kalan o
çamura, melekler,
Allah’ın emri ile, "İnsan
şekli" verdiler.
Cansız bir heykel oldu,
gâyet güzel ve düzgün.
"Kudret güneşi"yle
de, kurudu bir nice gün.
Öyle ki, dokunulsa
hafifçe ona bir kez,
Pişkin bir saksı gibi,
çınlayıp verirdi ses.
Velhâsıl cansız olan bu
kalıp tamâmlandı.
Hak teâlâ emriyle, "Kırk
sene" yerde kaldı.
Emretti sonra Allah
cümle melâikeye:
(Gidin de, o kalıbı
ziyâret edin)
diye.
Melekler, hemen gelip
yakınına vardılar.
Onun güzelliğine bakıp
hayrân kaldılar.
Zîrâ görmemişlerdi böyle
şey yer yüzünde.
Bir zerâfet var idi
endâmında, yüzünde.
Ve gayr-i ihtiyârî,
şöyle dediler ki hep:
(Allah, bundan güzel şey
yaratmış mıdır acep?)
"İblîs"
kovulmamışken, henüz
Allah katından,
Geçerdi teb'asıyle, o
yerin yakınından.
Eğleştiler hemence,
görünce yerde Onu.
Ve çok merak ettiler,
onun ne olduğunu.
Parmağının ucuyla,
dokundu "İblîs"
biraz.
Hâsıl oldu o anda, çok
kuvvetli bir âvâz.
Meğer bir "Yabancı"nın
eli dokunduğundan,
Böyle çok kuvvetli ses,
o zaman çıkmış ondan.
Endîşeye kapılıp ve
içinden dedi ki:
(Bu, büyük bir iş için
yaratıldı belli ki.)
Lâkin belli etmedi bunu
hiç etrâfına.
Başka türlü konuştu,
kalbinin hilâfına.
Dedi ki:
(Bunun için, etmeyin hiç
endîşe.
Baksanıza içi boş,
yaramaz hiç bir işe.
İsterseniz karnından,
ben içeri gireyim.
İçinde bir şey varsa,
size haber vereyim.)
Deldi sonra karnını,
giriverdi içeri.
Gördü orda bilcümle,
göklerdeki şeyleri.
Ve bir mahzen gördü ki,
kilit var kapısında.
Lâkin açamadı ki, ne
vardır arkasında?
Bu acâyip şeyleri
görünce daha şaştı.
Önceki endîşesi, daha da
fazlalaştı.
Dedi ki:
(Yaratıldın, sen büyük
bir iş için.)
Çıktı yine dışarı, hiç
belli etmeksizin.
Teb'asına
dedi ki: (Eğer bunu,
Rabbimiz,
Tutar ise sizlerden daha
üstün ve azîz,
Ve hürmet etmenizi,
isterse sizden eğer,
Sizler ne yaparsınız, o
zaman ey melekler?)
Dediler:
(Bize her ne emrederse
Rabbimiz,
O emre mütâbaat ederiz
elbette biz.)
"İblîs" hiç
beğenmedi bu cevâbı
kibrinden.
Hemen kendi kendine,
şöyle dedi içinden:
(Onu tercîh ederse,
muhâlefet ederim.
Beni azîz tutarsa, onu
helâk eylerim.)
Hâlbuki Hak teâlâ
buyurdu ki:
(Sizin ben,
Bilirim gizli açık, ne
geçse kalbinizden.) |