|
35 - MÛCİZELERİ
TUZLU SU, TATLI SU
“Resûlullah” bir
şeye dokunsa idi eğer,
Ânında bir canlılık
kazanırdı o şeyler.
Meselâ birisinin var idi ki
bir “At”ı,
Zayıf olup, yok idi
yürümeye tâkatı.
Bir gün, bu zayıf ata bindi
Fahr-i kâinât.
"Rüzgâr gibi"
koşmaya başladı hemen o at.
O günden îtibâren, öyle
oldu ki hattâ,
Ondaki bu çeviklik yoktu
başka bir atta.
Yine "Sa'd bin Ubâde"
hazretlerinin dahî,
Bir “Merkeb”i vardı
ki, uyuşuktu bir hayli.
Peygamber Efendimiz, bir
gün de bindi ona.
O anda bir canlılık, kuvvet
geldi hayvana.
Eshâbtan birinin de,
hânesinde bir vakit,
Bir “Tencere” var
idi Resûlullah'a âit.
O tencere içinde, su
bulunduruyordu.
Ve hasta olanlara, o sudan
veriyordu.
Peygamber-i zîşân’ın
bereketiyle hemen,
İçenler, şifâ bulur,
kurtulurdu derdinden.
Yine Peygamberimiz, bâzı
eshâbı ile,
Bir kuyunun yanından
geçiyordu bir kere.
(Bu su nasıldır?)
diye suâl etti o Server.
Cevâben kendisine: (Tuzlu
sudur) dediler.
Peygamber Efendimiz
buyurdular ki: (Hayır.
Tuzlu değil, bil'akis
çok güzel tadı vardır.)
Vaktâ ki Resûlullah o gün
böyle buyurdu.
O su, o günden sonra “Tatlı
ve lezîz” oldu.
Bir gün de Resûlullah,
eshâbtan bir zât ile,
Berâberce yatsıyı kılarak
cemâatle,
Bir “Hurma dalı” verdi
eline o kimsenin.
Buyurdu ki: (Yolunu
aydınlatır bu senin.)
O dal ile evine giderken o
sahâbî,
Aydınlattı önünü o dal bir
“Lâmba” gibi.
Yine “Bedir harbi”nde
savaşırken pek çetin,
Kılıcı kırılmıştı hazreti "Ukâşe"nin.
Resûlullah, yerden bir “Hurma
dalı” alarak,
Uzattı kendisine hemen âcil
olarak.
Ve ona, (Al bununla savaş)
buyurduğunda,
O dal, onun elinde "Kılıç"
oldu ânında.
Uzun, parlak ve keskin,
kalındı hem de gâyet.
Savaştı o kılıçla harplerde
uzun müddet.
Peygamber Efendimiz, yine
sahâbîlerden,
"Umeyr"in saçlarını
okşamıştı küçükken.
Bu mübârek sahâbî, geldi “Seksen”
yaşına.
Yine de bir tek olsun, ak
düşmedi saçına.
"Hazreti Katâde"nin
yüzüne de, o Server,
Mübârek eli ile dokunmuştu
bir sefer.
Onun dahî yüzüne geldi ki
bir parlaklık,
Herkesin arasında fark
edilirdi artık.
|