|
35 - MÛCİZELERİ
DİRİLEN DELİKANLI
"İbrâhim bin Hammâd"dan
nakledilir ki şöyle:
Ganîmetten bir “Merkep”
düşmüştü o Resûl’e.
Ona, "Yâfur" adını
verip Fahr-i kâinât.
Husûsî hizmetinde kullandı
onu bizzât.
Çağırmak isteseydi
eshâbından birini,
Gönderirdi hemence Ona bu
merkebini.
O gidip, başı ile kapıya
vuruyordu.
O da, çağrıldığını böylece
anlıyordu.
Resûlullah göçünce âhiret
âlemine,
“Yâfur” dayanamadı
ayrılık elemine.
Dîvâne gibi olup, dolaştı
orda burda.
Fazla dayanamayıp, nihâyet
öldü o da.
Ve yine bir seferde,
mücâhitler ordusu,
Bir yere geldiler ki, yok
idi bir damla su.
"Üç yüz" kişi vardı
ki, sahâbe-i kirâmdan,
Hepsi, kıvranıyordu
susuzluktan o zaman.
Orda bir “Keçi”
bulup, o sıra mücâhidler,
Hemen Resûlullah'ın yanına
getirdiler.
O Server onu sağıp, dağıttı
askerine.
O sütten, “Üçyüz kişi”
içti de arttı yine.
Yine namâz kılarken bir gün
Fahr-i kâinât,
Başlamadan, atına verdi
şöyle tâlîmât.
Buyurdu: (Ben namâzı
bitirinceye kadar,
Sen, bir yere ayrılma ve
bekle aynı karar.)
Ona böyle buyurup, namâza
durdu hemen.
O at, Resûlullah'ı dinledi
hakîkaten.
Namâz bitene kadar, durdu
at o hâliyle.
Hattâ bir âzâsını
kımıldatmadı bile.
Bir gün de, o Server’e,
yine bâzı kimseler,
Yeni dünyâya gelmiş bir “Bebek”
getirdiler.
Resûl aldı bebeği mübârek
kucağına.
Ve (Ey bebek, ben
kimim?) diyerek sordu ona.
Yeni doğmuş o bebek,
konuşup gâyet düzgün,
Dedi ki: (Sen elbette
Allah'ın Resûlüsün.)
Bu cevap, memnûn etti
Allah'ın Resûlünü.
Buyurdu: (Uzun etsin
Allah senin ömrünü.)
"Enes bin Mâlik"
dahî naklediyor ki bizzât:
Ensârdan genç birisi,
eyledi bir gün vefât.
Çok yaşlı bir annesi kalmış
idi geriye.
Gittik kadıncağızı etmek
için tâziye.
Oğlunun cenâzesi, yanında
duruyordu.
Kadın, üzüntüsünden devamlı
ağlıyordu.
Yâni çok dertli idi
kadıncağız o anda.
Ellerini açarak bulundu bir
duâda.
Dedi ki: (Yâ ilâhî,
Habîbin hürmetine,
Vefât eden oğlumu geri
ver bana yine.)
O anda delikanlı, açtı
hemen gözünü.
Dirilip, bizim ile yemek
yedi o günü.
|