|
35 - MÛCİZELERİ
ŞİMDİ RÂHATLADIM
“Aliyyül Mürtezâ”nın
vâlideleri olan,
“Fâtıma binti Esed”
ayrılınca dünyâdan,
Hemen Resûlullah'a verdiler
bunu haber.
Ve lâkin çok üzülüp, mahzûn
oldu o Server.
Buyurdu: (Bu hâtunun
hakkı çoktur üstümde.
Analık yaptı bana, zîrâ
küçüklüğümde.)
Cenâze namâzını kendisi
kıldırarak,
İndirdi kabrine de, gâyet
mahzûn olarak.
Sonra da, (Yâ Fâtıma!)
diye nidâ etti hem.
O da cevap verdi ki: (Buyur
yâ Fahr-i âlem!)
Buyurdu: (Sana kefîl
olmuştum iki şeyde.
Onları, Hak teâlâ verdi
mi işbu yerde?)
(Evet yâ Resûlallah)
deyince o cevâben,
Resûlullah sevinip,
kabirden çıktı hemen.
Daha sonra eshâbtan, birisi
suâl etti:
(Kabirde çok kaldınız,
neydi bunun hikmeti?)
Buyurdu ki: (Bu hâtun,
hâl-i hayâtta iken,
Bir gün bana gelmişti,
Kur'ân okuyordum ben.
Âyetlerden birini tilâvet
eyleyince,
O, bunun mânâsını suâl etti
hemence.
Dedim: Şöyle buyurur burada
cenâb-ı Hak:
(İnsanlar haşr olunur
yârın çıplak olarak.)
Çok üzülüp dedi ki: (O gün,
avret yerlerim,
Açılırsa, o zaman ne olur
hâlim benim?)
Baktım ki, çok üzülüp
mahzûn oldu bu hâlden.
Ben dahî kendisini tesellî
ettim hemen.
Dedim: (Bu gömleğimi
giyersen kefen diye,
O zaman mahal kalmaz
böyle bir üzüntüye.)
Ben böyle söyleyince, çok
sevindi o buna.
"Münker" ile "Nekîr"i
anlattım sonra ona.
Dedim: (Korkunç şekilde
gelerek bu melekler,
İnsanları kabirde,
sorguya çekecekler.)
O, yine çok üzüldü bunu da
öğrenince,
Dedi: (Ben ne yaparım,
onlar bana gelince?)
Ben yine kendisini tesellî
eyliyerek,
Dedim: (Korkunç
gelmezler sana bu iki melek.)
Sonra da duâ edip, dedim
ki: (Yâ ilâhî!
Ona korkunç gönderme
Münker ile Nekîr'i.
Güzellikle gelsinler
Fâtıma'nın kabrine.
Geniş ve râhat olsun
mezârı onun yine.)
Böyle duâ edince, sevindi
yine gâyet.
Bu iki endîşeden kurtuldu
en nihâyet.
Şimdi onu, elimle koyunca
mezârına,
Bu husûslar hakkında
seslenip sordum ona.
Dedim: (Kefîl olduğum
husûslarda, şimdi sen,
Kurtuldun mu o bana
dediğin endîşeden?)
Dedi: (Evet, onlardan
kurtuldum tam olarak.
Versin mükâfâtını sana da
cenâb-ı Hak.)
|