|
35 - MÛCİZELERİ
SENİ KİM KURTARIR ?
“Peygamber Efendimiz”
yine günün birinde,
Yalnızca yatıyordu bir
ağacın dibinde.
O ara müşriklerden "Da'sûr"
adında biri,
Baktı, tenhâ yerdedir
Allah'ın Peygamberi.
Bu müşrik, çok kuvvetli bir
pehlivândı yine.
Geldi ses çıkarmadan o
ağacın dibine.
Sonra da kılıcını, çekip
hemen belinden,
Dedi ki: (Kim kurtarır
seni benim elimden?)
Peygamber Efendimiz,
soğukkanlı bir tavır,
Alarak, buyurdu ki:
(Beni,Rabbim kurtarır.)
O esnâda “Cebrâil”
görünüp birdenbire,
O müşrikin göğsüne vurarak
yıktı yere.
Elindeki kılıç da, yere
düştü fırlayıp.
Peygamber Efendimiz, kılıcı
yerden alıp,
Müşrikin boğazına dayadı
sonra birden.
Buyurdu: (Kim kurtarır
seni benim elimden?)
O, yalvaran gözlerle bakıp
Resûlullaha,
Dedi ki: (Senden başka bir
kimse yoktur daha.)
Peygamber Efendimiz,
merhamet etti yine.
Buyurdu ki: (Serbestsin,
haydi kalk, git evine!)
Müşrik, bu merhameti görüp
çok duygulandı.
Peygamber olduğuna pek
yakînen inandı.
“Kelime-i şehâdet”
getirip sonra hemen,
Îmânla şereflenip, oldu
sahâbîlerden.
Ve yine iki müşrik, "Âmir"
ve "Erbed" diye,
Vardı ki, bunlar birgün
geldiler Medîne'ye.
Gâyeleri, Resûl’ü
öldürmekti ki hemen,
Plân hazırladılar bunun
için evvelden.
"Âmir", Resûlullah'ın önüne
gelecekti.
Ve îmân ettiğini Ona
söyliyecekti.
O esnâda "Erbed" de,
arkadan gelip hemen,
Yaklaşıp, kılıcını
vuracaktı âniden.
Nihâyet “Âmir”
geldi, önden tevâzû ile.
Müslümân olduğunu arz
eyledi Resûl’e.
“Erbed” de,
arkasından yaklaştı o Server'in.
Bir türlü kılıcını
vuramıyordu lâkin.
“Âmir”, ona gözüyle işâret
ediyordu.
(Haydi, ne duruyorsun,
vur!) demek istiyordu.
Resûlullah anlayıp, buyurdu
ki o zaman:
(Korudu Rabbim beni,
sizin zararınızdan.)
Oradan ayrılıp da geri
geldiklerinde,
“Âmir”, arkadaşına
sordu merak içinde.
Dedi: (Ne konuşmuştuk,
sen sözünde durmadın.
Niçin ben konuşurken,
sen kılıçla vurmadın?)
Dedi ki: (Ne yapayım, ben
kılıcı, kaç kere,
Vurmak istedimse de, sen
girdin ara yere.
Seni, Onun yerinde
görüyordum her sefer.
Seni öldürecektim vurmuş
olsaydım eğer.)
|