|
35 - MÛCİZELERİ
KÜTÜĞÜN AĞLAMASI
O Server’in mescidi, ilk
inşâ edilince,
Hutbe okumak için bir
minber yoktu önce.
Peygamber Efendimiz, hutbe
okumak için,
Bir “Hurma kütüğü”ne
dayanıyordu ilkin.
Bu hurma kütüğünün, "Hannâne"
idi adı.
Cansız idi o ama, Resûl’ün
âşıkıydı.
Sonra, üç basamaklı bir
minber yaptırarak,
Oradan okudular hep devâmlı
olarak.
Lâkin ilk seferinde, oldu
ki bir hâdise,
Buna şâhid oldular eshâbtan
çoğu kimse.
Şöyle ki, Cumâ günü olunca
vakit tamâm,
Toplandı o mescitte, cümle
eshâb-ı kirâm.
Hutbe okumak için, nihâyet
Resûlullah,
Yine minberlerine
çıkmışlardı ki, nâgâh,
Eskiden dayandığı kuru "hurma
ağacı",
İnlemeye başladı o anda acı
acı.
Bir hâmile devenin ağlayışı
gibi hem,
Seslice ağlıyordu, hüzünlü
ve pür elem.
Cümle eshâb-ı kirâm, mescit
içerisinde,
İşittiler bu sesi bir
şaşkınlık içinde.
Evet, “Hurma kütüğü”
ağlayıp inliyordu.
Cümle sahâbîler de bu sesi
dinliyordu.
Hayret içerisinde kalmıştı
o an herkes.
Zîrâ kesilmiyordu bu inilti
ve bu ses.
O zaman Resûlullah, inerek
minberinden,
O “Hurma kütüğü”nün
yanına geldi hemen.
Mübârek elleriyle okşayınca
bir müddet,
Kütüğün ağlaması kesildi en
nihâyet.
Eshâb, “Kuru kütüğün”
Resûlullaha olan,
Bu aşkını görünce, ağladı
hepsi o an.
Hattâ yemîn ederek buyurdu
ki o Server:
(İnip de o kütüğü
okşamasaydım eğer,
Bana karşı duyduğu
hasret ile böylece,
Tâ kıyâmete kadar
ağlardı gün ve gece.)
Sonra da, o kütüğe dönerek
Fahri âlem,
Tesellî etmek için buyurdu
ki ona hem:
(İster seni dikeyim,
bahçedeki yerine.
Tekrârdan dal budak sal,
gel önceki hâline.
İstiyorsan dikeyim,
Cennete ebediyyen.
Yesin Allah dostları
senin meyvelerinden.)
“Kütük” dile
gelerek, arz etti dileğini.
Dedi: (Yâ Resûlallah,
Cennete dikin beni.
Hiç çürümiyeceğim bir yere
gideyim ben.
Ve Allahın dostları yesin
meyvelerimden.)
Resûl ve yanındaki
sahâbenin cümlesi.
Gâyet açık olarak işittiler
bu sesi.
Sonra eshâba dönüp, o Habîb-i
kibriyâ,
Buyurdu: (Tercîh etti,
âhireti dünyâya.)
|