|
35 - MÛCİZELERİ
BİR KILIN HÜRMETİNE
“Resûl”ün kıymetini,
insanlar değil yalnız,
Bütün hayvânât dahî bilirdi
istisnâsız.
Uçmadıkları gibi kuşlar
Kâbe üstünden,
Onun üzerinden de uçmazlardı edebten.
Yine Peygamberimiz,
Mîrâc'ta hem o gece,
Allahü teâlâya suâl etti
şöylece:
(Yâ rabbî, Cebrâil'e
altıyüz kanat verdin.
Bunun mukâbilinde bana
ne ihsân ettin?)
Hak teâlâ cevâben Sevgili
Peygambere,
Buyurdu: (Senin bir tek
saç kılın, bana göre,
Cebrâilin altıyüz
kanadına nazaran,
Daha çok kıymetli ve
sevgilidir her zaman.)
Yine “Hâlid bin Velîd”
hazretlerinin dahî,
Bir başlığı var idi, pek
çok değer verdiği.
Onu, hangi savaşta örtse
idi O eğer,
Düşmanlarına karşı olurdu
hep muzaffer.
Ve lâkin o başlığı
kaybedince o bir gün,
Oldu bunun yüzünden çok
mükedder ve üzgün.
Dediler: (Kaybettiğin,
bir başlık değil midir?
Öyle ise, bu kadar
üzülmek peki nedir?)
Dedi ki: (Bu üzülmem, çok
azdır bunun için.
Zîrâ siz bilmezsiniz
hikmetini bu işin.
O başlığın içinde, o
Server’in saçından,
Bir mübârek "kıl"
vardı, üzülmem işte bundan.
O başlık, hangi harpte
bulunsaydı başımda,
Muzaffer oluyordum mutlak o
savaşımda.
Bütün başarılarım,
bundandır işte benim.
Kaybettim şimdi onu, nasıl
üzülmiyeyim?)
Yine Resûlullah'ın o
mübârek cemâli,
Nûrluydu ondördüncü bir “Dolunay”
misâli.
“Hazreti Âişe”nin
evine geldi bir gün.
Bakıp güldü Âişe yüzüne o
Resûl’ün.
Ne için güldüğünü suâl etti
o Server.
Âişe vâlidemiz îzâh etti bu
sefer.
Dedi: (Yâ Resûlallah, bu
gün bir elbiseyi,
Dikerken, düşürmüştüm
elimdeki iğneyi.
Çok aradım ise de,
bulamamıştım yine.
Sen içeri girince,
bulundu şimdi iğne.
Öyle aydınlandı ki
nûrundan zîrâ evim,
İğneyi, râhatlıkla
gördüm ve alıverdim.)
Bunları arz edince Âişe
vâlidemiz,
Ağlamaya başladı Peygamber
Efendimiz.
Sebebini sorunca, buyurdu
ki o zaman:
(Yâ Âişe, mahşeri
hâtırladım ben şu an.
Şöyle ki, ümmetimden o
gün bâzı kimseler,
Benim bu cemâlimi hiç
göremiyecekler.
İşte o ümmetimin hâlini
hâtırladım.
Onların durumuna üzüldüm
de ağladım.)
|