|
35 - MÛCİZELERİ
ONDAN İNİP BANA GEL
Sahâbe-i kirâmdan “Câfer
ibni Muhammed”,
"Resûlullah"
hakkında eder şöyle rivâyet.
Der ki: Resûl-i ekrem
hastalandı bir kere.
Cebrâil haber alıp, geldi
Onu görmeye.
Getirdiği meyveden alır
almaz o Server,
Zikretmeye başladı elinde o
meyveler.
“Enes bin Mâlik”
dahî anlatır şöyle bizzât:
Bir gün, Uhud dağına çıktı
Fahr-i kâinât.
Sallanmaya başladı “Uhud
dağı” tam o an.
Dağa, şöyle seslendi
Resûlullah o zaman:
(Yâ Uhud sakin ol ki, şu
anda üzerinde,
Bir Peygamber, bir
Sıddîk, Şehîd vardır iki de.)
Bu nidâsı üstüne Allah'ın
Habîbinin,
"Uhud"un sallanması
durdu ve oldu sâkin.
Bir gün de Resûlullah,
müşriklerin şerrinden,
Selâmet bulmak için, çıktı
Mekke şehrinden.
Önce "Sebîr" dağına
çıkmıştı ki, o anda,
O dağdan, kendisine geldi
şöyle bir nidâ:
(Ey Allah'ın Resûlü, in
benim üzerimden.
Daha emîn bir yere
gidiver bu zeminden.
Zîrâ benim üstümde,
müşrikler sana zarar,
Verirlerse, korkarım
Rabbim beni azarlar.)
“Abdullah bin Abbâs”
da naklediyor ki bizzât:
Mekke'yi fethedince o
Server-i kâinât,
Mekke'nin çevresinde “Taş”tan
veyâ “Tahta”dan,
Yapılmış, çok sayıda putlar
vardı o zaman.
Resûlullah, Kur'ândan
okuyup iki âyet,
Asâsıyla putlara eyledi bir
işâret.
Asânın gösterdiği o putlar,
birer birer,
Yüzleri üzerine yerlere
devrildiler.
Yine “Ebû Tâlib”le
Resûlullah, bir kere,
Oniki yaşlarında çıkmıştı
bir sefere.
Busrâ'ya vardılar ki, Resûl
ve Ebû Talip,
Orda, "Bahîra" diye
yaşıyordu bir râhip.
Bu zât okumuştu ki semâvî
kitaplardan:
"Âhir zaman Nebî'si bir
gün geçer buradan".
Hem de o Peygamberin çok
alâmetlerini,
Öğrenmiş, bekliyordu her
gün teşrîflerini.
"Belki o Peygamberle
görüşürüm" diyerek,
Beklerdi manastırda gece
gün demiyerek.
Yıllardır gördüyse de pek
çok kâfileleri,
Fakat görememişti mâlûm
alâmetleri.
Ve nihâyet gördü ki, bir
kervanı ilerden,
Bir "Bulut"
geliyordu kervanın üzerinden.
Heyecanla irkilip, dikkatle
baktı yine.
Taşlar selâm verirdi,
kervandaki birine.
Ağaçlar, bir kimseye doğru
eğiliyordu.
Bildi ki "Âhir zaman
Nebî'si" geliyordu.
|