|
34 - GÜZEL AHLÂKI
YETÎM
SEVİNDİRMEK
“On” yaşında bir
çocuk, zamanı seâdette,
Kaybetti babasını
kâfirlerle bir harpte.
Adı "Abdullah" olup,
çok mahzûn hâli vardı.
Oynayan çocuklara, bakar
bakar ağlardı.
Peygamber Efendimiz
geçiyorken o yerden,
“Abdullah”ı gördü ve
yaklaştı ona hemen.
Buyurdu: (Evlâdım sen,
niçin oynamıyorsun?
Ve niçin bir kenara
çekilmiş ağlıyorsun?)
Dedi ki: (Şehîd oldu bir
cenkte benim babam.
Bu yüzden onlar gibi
sevinip oynıyamam.)
Resûlullah, şefkatle sordu
ki ona yine:
(Sen kardeş olur musun
Hasan ve Hüseyin'e?)
Çocuk (Evet) deyince, sordu
ki sonra şunu:
(İster misin olasın
Peygamberin torunu?)
Sevinip, (Çok isterim)
deyince de Abdullah,
O zaman buyurdu ki yetîme
Resûlullah:
(Ey Abdullah, öyleyse
torunumsun sen benim.
Haydi gel, tut elimden,
bizim eve gidelim.)
Abdullah, o Server'in bir
elinden tutarak,
Yürüdü Onun ile çok
sevinçli olarak.
Sevgili Peygamberin evinde
çok mutluydu.
Yetîmliği unutmuş, artık
ağlamıyordu.
Sonra güzel bir kaftan
giyinip üzerine,
Resûl’den izin alıp, geldi
oyun yerine.
Lâkin ağlamıyor ve
sevinçten hopluyordu.
(Ben, Peygamberimizin
torunuyum) diyordu.
Çocuklar, Abdullah'ın
yanına seğirterek,
Ona şöyle dediler çok gıbta
eyliyerek:
(Ey Abdullah, bizler de
keşke yetîm olsaydık.
Kavuştuğun şerefe biz
dahî kavuşsaydık.)
“Hazreti Âişe” de anlatır
ki şöyle hem:
Benimle otururdu bir gece
Fahr-i âlem.
Başını, kucağıma koyuverdi
bir ara.
Ben “Ay”a
bakıyordum, O ise “Yıldızlar”a.
Resûl’ün nûr cemâli,
"Dolunay"a nazaran,
Daha parlak ve nûrlu
göründü bana o an.
Kendimi tutamayıp, ağlamaya
başladım.
Damladı nûr yüzüne, iki
damla gözyaşım.
O zaman buyurdu ki o
Resûl-i müctebâ:
(Yâ Âişe, ne için
ağlıyorsun acabâ?)
Dedim: (Yâ Resûlallah, Ay'a
baktım ve lâkin,
Ay’dan nûrlu göründü, bana
senin cemâlin.
Senin güzelliğini görmekten
mahrûm olan,
Kimseleri düşünüp,
ağlıyorum ben şu an.)
Allah'ın Peygamberi
buyurdu: (Doğru dersin.
Ve lâkin bu husûsta
niçin hayret edersin?
Zîrâ ay ve güneşin
nûrunu da evvelâ,
Bil ki, benim nûrumdan
yarattı Hak teâlâ).
|