|
34 - GÜZEL AHLÂKI
SENİ İNKÂR ETMİYORUZ
“Peygamber Efendimiz”,
doğru ve emîn idi.
Zâten meşhûr lakâbı,
"Muhammed-ül emîn"di.
Resûl’ün baş düşmanı o “Ebû
Cehil” bile,
Îtirâf etti bunu bizzât
kendi diliyle.
Zîrâ Resûlullah'a, o bir
gün şöyle dedi:
(Yâ Muhammed, biz seni
yalanlamıyoruz ki.
Doğru sözlü birisin
aramızda çünkü sen.
Yalan söylediğini
işitmedik katiyyen.
Fakat o getirdiğin bir
kitap var ya senin,
Ona inanmıyoruz, sana
değil, bilesin.)
Yine Bedir cenginde, henüz
savaştan önce,
Bir müşrik, “Ebû Cehl”i
gece yalnız görünce,
Yanına yaklaşarak, dedi:
(Yâ Ebâ Cehil!
Şurada ikimizden başkası
mevcûd değil.
Sana, gizli olarak bir
şey sormak isterim.
Lâkin doğru cevap ver,
çok istirhâm ederim.)
Ebû Cehil kâfiri, dedi:
(Haydi, suâl et.
Ben, hakîkat ne ise,
söylerim sana elbet.)
O sordu ki: (Muhammed,
doğru ve emîn midir?
Yoksa aldatıcı ve
yalancı biri midir?)
Ebû Cehil, o zaman dedi ki
cevâbında:
(O, doğru söyleyici bir
kişidir aslında.)
O, bu sefer sordu ki.
(Peki biz, öyle ise,
Niçin savaşıyoruz böyle
bir kimse ile?)
Dedi: (Biz, kendisine bir
şey söylemiyoruz.
Getirdiği o dîni yalnız
istemiyoruz.)
Yine henüz îmâna gelmeden “Ebû
Süfyân”,
Yolu, Rum diyârına
uğramıştı bir zaman.
“Herakliyus”
öğrenip, çağırttı huzûruna.
Resûlullah hakkında bir
suâl sordu ona.
Dedi ki: (Sizin bu gün,
inkâr eylediğiniz,
Kimseyi, önceden de inkâr
eder miydiniz?)
Dedi ki: (Hayır aslâ,
Onu doğru bilirdik.
Onu, her ihtilâfta,
hakem tâyin ederdik.
Çünkü hiç rastlamadık
yalan söylediğine.
Bu yüzden inanırdık Onun
her dediğine.)
Yine sahâbîlerden, “Nâdir
bin Hâris”, gidip,
İnkârcı müşriklerin
karşısına dikilip,
Şöyle hitâb etti ki:
(Yazıklar olsun size!
Îmân etmiyorsunuz siz
Peygamberinize.
Halbuki düne kadar, Ona "Emîn"
derdiniz.
Her husûsta, her zaman, Ona
güvenirdiniz.
Herhangi ihtilâfla
karşılaşınca yine,
Hemen başvururdunuz Onun
hakemliğine.
Şimdi O aynı şahıs, Hak’tan
emir alarak,
Gelmiştir aranıza bir "Peygamber"
olarak.
Hattâ gönderilmiştir, O
bilcümle cihâna.
Niçin inanmazsınız şimdi
aynı insana?)
|