|
34 - GÜZEL AHLÂKI
KÖTÜLÜĞE İYİLİK EDERDİ
Âişe hazretleri, şöyle der
ki: (O Server,
Kendisine, haksızlık
etseydi her kim eğer,
Görmedim hiçbirine karşılık
verdiğini.
Ve aslâ eli ile dövmemiştir
birini.)
Bir gün huzûrlarına bir
adam getirdiler.
Ve (Bu, sizi öldürmek
istiyordu) dediler.
O kimseye bakarak buyurdu
ki: (Ey insan!
Korkma, sana bir cezâ
vermiyeceğim şu an.)
Kureyş müşriklerinden
birinin de bir zaman,
Az alacağı vardı Resûl-i
kibriyâdan.
Ve lâkin vâdesine var iken
henüz “Üç gün”,
Geldi talep etmeye yanına o
Resûl’ün.
Bir kaç eshâbı ile, bir
yerde otururken,
Mübârek yakasına yapışıp
çekti birden.
Ve (Ey Abdülmuttalip
oğulları, acep siz,
Borcunuzu, vaktinde
niçin ödemezsiniz?)
Diyerek, hakârette bulundu
kendisine.
Sükûtu tercîh etti
Peygamberimiz yine.
Fakat “hazreti Ömer”
buna dayanamadı.
Ağır ve sert şekilde kâfiri
azarladı.
Ve lâkin bunu dahî, o
Sevgili Peygamber,
Hiç uygun görmiyerek,
buyurdu ki: (Yâ Ömer!
Öyle yapacağına, deseydin
ki bana sen:
"Borcunu ödemede, az
daha davran erken."
Onu da, şu şekilde
edebilirdin îkâz:
"Alacak ister iken,
insanca davran biraz!"
Evet, benim şu kadar
borcum var kendisine.
Lâkin henüz üç gün var, o
borcun vâdesine.)
Yine Fahr-i Kâinât,
Mekke'yi fethedince,
Kureyş müşriklerini
affetmişti hemence.
Halbuki o zâlimler, onlara
bir zamanlar,
Yapmışlardı çok ağır
işkence ve cefâlar.
Bütün bunlara rağmen,
ümitlilerdi yine.
Af olunacakları gelirdi
kalplerine.
Zîrâ karşılarında vardı ki
kerîm bir zât,
Vücûdu, âlemlere rahmetti
Onun bizzât.
O Server, karşısında
bekleşen insanlara,
Merhamet nazarıyla biraz
baktı ve sonra,
Buyurdu ki: (Ey Kureyş
cemâati, şimdi siz,
Hakkınızda ne karar
vereceğim dersiniz?)
Dediler ki: (İyilik
bekleriz senden elbet.
Zîrâ sen çok kerîmsin,
bugün sen bizi affet.)
O zaman buyurdu ki onlara
Fahr-i cihân:
(Hakkınızda, karârım
şudur ki benim şu an,
Aslâ kusûrlarınız
vurulmaz yüzünüze.
Ve benim tarafımdan
kınamak olmaz size.
Sizin günâhınızı
affetsin cenâb-ı Hak.
Haydi, şimdi gidiniz hür
ve serbest olarak.)
|