|
34 - GÜZEL AHLÂKI
HERKESİ AFFEDERDİ
Bir gün “hazreti Ömer”,
gelerek huzûruna,
Dedi ki: (Anam babam fedâ
olsun yoluna.
Bedduâ etse idin sen
kavmine kızarak,
Eski kavimler gibi, olurduk
biz de helâk.
Zîrâ nübüvvetini inkâr etti
müşrikler.
Mekke'den hicret için, seni
mecbûr ettiler.
Hattâ sana saldırıp, dişini
kırdılar da,
Yine de bulunmadın onlara
bedduâda.)
Yine Peygamberimiz, bir
harpten döndüğünde,
Ganîmet taksîmâtı yapıyordu
o günde.
O ara, huzûruna câhil bir
köylü geldi.
(Ganîmet taksîminde,
adâlet eyle!) dedi.
Onun bu saygısızca
söylediği kelâma,
Çok üzüldü ise de, kızmadı
yine ama.
Ona, yumuşaklıkla şöyle
cevap verdi ki:
(Ben âdil davranmazsam,
kim âdil olur peki?
Ben Peygamber olarak,
adl ile mükellefim.
Yıkılır aksi hâlde dünyâ
ve âhiretim.)
Yine Peygamberimiz mücâhit
gâzîlerle,
“Hayber”i fethederek
dönüyorken zaferle,
Bir yehûdî kadını,
zehirleyip bir eti,
Yolda, Resûlullah'a getirip
ikrâm etti.
Lâkin Peygamberimiz,
nübüvvet nûru ile,
Anladı ki: "Bu kadın, bu
ete yaptı hîle."
Îtirâf ettiyse de, o, zehir
kattığını,
Hiç cezâlandırmadı yine de
o kadını.
Bu büyük merhameti görünce
kadın Ondan,
“Şehâdet”i söyleyip,
îmâna geldi o an.
Kureyş kâfirlerinden biri
de vardı yine.
“Büyü” yapmak istedi
Allah'ın Habîbine.
Ve lâkin Hak teâlâ,
gönderip bir vahyini,
Haberdâr etti derhâl, bu
işten Habîbini.
O kimse de suçunu ettiyse
de îtirâf,
Yine Peygamberimiz
kendisini etti af.
“Enes bin Mâlik”
dahî anlatır ki bir kere:
Resûlullah, ganîmet
dağıtırdı askere.
O sırada bir köylü,
arkasından gelerek,
Yakasına yapışıp,
kuvvetlice çekerek,
Dedi: (Yüklet şu benim
deveme dahî ondan.
Nasılsa vermiyorsun kendi
şahsî malından.)
Peygamber Efendimiz, sükût
etti ilk önce.
Sonra da ona dönüp, suâl
etti şöylece:
(Senin şu hareketin, ne
çirkindir ve kaba.
Karşılığında sana ne
yaparım acabâ?)
Köylü, boyun bükerek dedi
ki: (Af edersin.
Çünkü sen, kötülüğe hep
iyilik edersin.)
O Server gülümseyip,
buyurdu ki eshâba:
(Ganîmetten buna da
verin hurma ve arpa.)
|