|
34 - GÜZEL AHLÂKI
KİMSEYİ KIRMAZDI
"Enes bin Mâlik"
der ki: (Allah'ın Sevgilisi,
Gâyet edebli idi ve gâyet
mütevâzi.
Herhangi müslümânla
müsâfeha edince,
Ayırmazdı elini, o kimse
çekmeyince.
Yine çevirmedikçe yüzünü o
müslümân,
O, mübârek yüzünü çevirmez
idi ondan.
Bir kimsenin yanında otursa
idi yine,
Otururdu ekserî, iki diz
üzerine.
Yâni o müslümâna saygılı
olmak için,
Dikmezdi bacağını yanında o
kişinin.)
Yine o nakleder ki: (O
Resûl-i kibriyâ,
Hasta ziyâretine giderdi
ekseriyâ.
Cenâze arkasında, sessizce
yürüyordu.
Ve çağrılan yerlere,
lütfedip gidiyordu.
Sabah namâzlarını, kıldırıp
Fahr-i cihân,
Mescitten dışarıya çıksa
idi ne zaman,
Medîne çocukları, gelerek
birer birer,
Su dolu kaplarını önüne
getirirler,
Kendisine istirhâm
ederlerdi ki sonra,
Mübârek parmağını daldırsın
o sulara.
Kış ve soğuk olsa da,
kırmazdı hiç birini.
Yerine getirirdi işbu
isteklerini.
Küçük bir kız çocuğu, o
Resûl’ün elinden,
Tutup da, bir iş için
götürseydi evinden,
Hemen gidip, birlikte
görürdü o işini.
Küçük çocuk da olsa,
çözerdi müşkilini.)
Yine "Enes bin Mâlik"
anlatıyor ki: (Bir gün,
Birlikte gidiyordum yanında
o Resûl’ün.
Peygamber-i zîşân'ın
üzerinde o zaman,
Bir paltosu var idi, hem
Yemen kumaşından.
Arkasından bir köylü,
gelerek bir hiddetle,
Mübârek yakasından tutup
çekti kuvvetle.
Paltosunun yakası,
çiziverdi boynunu.
Yine de kızmadı ve
azarlamadı onu.
Geriye döndüğünde, köylü,
zekât malından,
Bir şey talep eyledi Habîb-i
kibriyâ'dan.
Köylünün bu hâline
gülüverdi sâdece.
Bir şey verilmesini emir
verdi hemence.
Nitekim bir dişini kırdılar
da "Uhud"da,
Yine de bulunmadı onlara
bedduâda.
Buyurdu ki: (Yâ rabbî,
bilmiyorlar gerçekten.
Bilseler yapmazlardı, af
eyle onları sen.)
Onun bu merhameti, değildi
sırf insana.
Acır, şefkat ederdi O her
canlı olana.
Hayvanlara, eliyle tutarak
su kabını,
Bekliyordu bir müddet içip
de kanmasını.
Meselâ çok koşup da,
terlerse bindiği at,
Yüzünü, eli ile silerdi
onun bizzât.
|